proje odevleri - eğitimci - Blogcu



Anasayfa | Rss | E-Mail

<- :: Sonraki Sayfa ->

EĞİTİMCİ.........EĞİTİM ADINA ARADIĞINIZ HER ŞEY BURDA!!!... ..HOŞ GELDİNİZZZZ...EĞİTİMCİ!!!.....

15/10/2009

2009 - 2010 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8.SINIF PROJE ÖDEV TASLAĞI

Maddenin yapısı ve Özellikleri

Sevgili öğrenciler,

Son yıllarda, dünyamızı bekleyen en büyük tehlikenin olarak küresel ısınma olduğu  bilim adamları tarafından sık sık söylenmektedir.Küresel ısınmaya neden olan CO2,SO2 ve NO2gibi gazlar ısınmaya neden olduğu gibi ayrıca atmosferde su buharı ile birleşerek asitleri oluşturmakta, bitkilere ve toprağa da zarar vermektedir.Habitatlar,ekosistemler de bundan etkilenmektedir.

Bu projede sizlerden yukarıda belirtilmiş olan problemle ilgili olarak; asit yağmurlarının nedenleri ve canlılar üzerine olan etkilerini  araştırma yaparak/inceleyerek  rapor haline getirmeniz,asit yağmurlarının bitki üzerinde olan etkilerini deney düzeneği kurarak göstermeniz,ayrıca asit yağmurlarının etkilerini azaltmak için  çözüm getirmeniz ve  deney düzeneği ile birlikte araştırma sonuçlarını  rapor halinde  hazırlayarak sunmanız beklenmektedir.

YÖNERGE:

1-Çalışmanızı 4-5 kişilik gruplar kurarak yapınız.

2-Asit yağmurlarının nedenleri ve canlılar üzerine olan etkilerini  araştırınız

3-Asit yağmurlarının bitki üzerinde olan etkilerini kontrol grubu kurarak deney düzeneği tasarlayınız.(Bağımlı-bağımsız ve sabit tutulan değişkenleri raporda belirtiniz.)

4-Belirli aralıklarla fotoğraf çekiniz ve poster hazırlayınız.

5-Çözüm önerilerinizi de içeren rapor hazırlayınız.

6-……/……/………. tarihinde ara kontrol yapılacaktır.

7-Projenizi ……./……../………. tarihinde teslim etmelisiniz.

8.Çalışmanız puanlama anahtarına göre derecelendirileceğinden puanlama anahtarını inceleyiniz.

9. Çalışmanızı zamanında tamamlayarak kontrollerini yapınız.

10. (Çalışmanın sunulacağı zaman)……………………………………………………….

DEĞERLENDİRME

(Proje ile örtüşen analitik ya da bütüncül bir puanlama anahtarının hazırlanması).

15/10/2009

2009 - 2010 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 7.SINIF PROJE ÖDEV TASLAĞI

İnsan ve Çevre

Sevgili öğrenciler,

        Kullanılan tarım ilaçları; toprak, bitkiler ve ekosistem üzerinde oldukça olumsuz etkilere neden olmaktadır.Ürünleri parazitlere ve diğer zararlı canlılara karşı korumak için kullanılan ilaçlar besin zinciri ile diğer canlılara ve tabi ki de insanlara kadar ulaşmaktadır.Besin ağı da bozulmakta ve geri dönüşü olmayan sonuçlar ortaya çıkmaktadır.

        Bu projede sizlerden yukarıda belirtilmiş olan problemle ilgili olarak ilaçların toprak, bitki ve ekosistem üzerine olan etkileri ile insan sağlığına etkileri konularında  araştırma yaparak/inceleyerek ,tarım ilaçlarının etkilerini  kurduğunuz bir deney düzeneği ile göstermeniz beklenmektedir.Deney düzeneğinde bağımlı,bağımsız ve sabit tutulan değişkenleri belirlemeniz gerekmektedir.Yukarıdaki probleme çözüm getirmeniz ve deney düzeneği ile birlikte araştırma sonuçlarını  rapor halinde  hazırlayarak sunmanız beklenmektedir.

YÖNERGE:

1-Çalışmanızı 4-5 kişilik gruplar kurarak yapınız.

2-Tarım ilaçları ve zararları hakkında araştırma yapınız.

3-Kontrol gurubu kurarak deney düzeneği tasarlayınız.

4-Deney düzeneğinizi doğal ortamlarda kurarak sonuçları ekosistem üzerinde de değerlendiriniz.(Karınca,böcek vb.canlılar)

5-Belirli aralıklarla fotoğraf çekiniz ve poster hazırlayınız.

6-Çözüm önerilerinizi de içeren rapor hazırlayınız.

7-……/……/………. tarihinde ara kontrol yapılacaktır.

8-Projenizi ……./……../………. tarihinde teslim etmelisiniz.

9.Çalışmanız puanlama anahtarına göre derecelendirileceğinden puanlama anahtarını inceleyiniz.

10. Çalışmanızı zamanında tamamlayarak kontrollerini yapınız.

11. (Çalışmanın sunulacağı zaman)……………………………………………………….

15/10/2009

2009 - 2010 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 6.SINIF PROJE ÖDEV TASLAĞI

Dolaşım Sistemi

Sevgili öğrenciler,

             Kan dolaşımı , dolaşım sistemi konusunun en zor kavranılan kısmıdır. Büyük dolaşım nerde başlar, nerde biter? Küçük dolaşımda hangi damarlardan bahsedebiliriz? Hangisinde kan temizlenir?İyi öğrenilmediği takdirde sorun yaşanma ihtimali çok yüksektir.

             Bu projede sizlerden yukarıda belirtilen sorunların yaşanmasını önlemek için bir oyun geliştirmenizi bekliyorum.

Öncelikle dolaşım şekilleri konusunda araştırma yaparak bilgilerinizi tazelemenizi ve tasarladığınız oyunu sınıfta arkadaşlarınıza oynatmanızı istiyorum.

ÇALIŞMANIZI YAPARKEN AŞAĞIDAKİ ADIMLARI İZLEYİNİZ:

 

1.        Projeyi 3’er kişilik gruplar halinde yapacaksınız.

2.       Öncelikle büyük ve küçük kan dolaşımını araştırınız.

3.       4 tane renkli kartonu birleştirerek (ya da eşdeğer büyüklükte bir malzeme kullanarak) üzerine odacıkları ayrı ayrı belli olacak şekilde kalp resmi çiziniz. (defterinizde var) Boyayınız.

4.       Tek kartondan aynı şekilde akciğeri hazırlayınız.

5.       Hazırladığınız malzemelerin üzerini şeffaf naylon örtü ile örtünüz.(oyun esnasında kirlenmemesi için)

6.       Üzerinde yürüyerek büyük ve küçük dolaşımı anlatınız.

7.       Daha sonra bu anlatımı hikayeleştirerek daha eğlenceli hale getiriniz. Bu kısım sizin yaratıclığınızın ölçüleceği kısımdır.

8.       İçin de araştırmanızın da yer aldığı,elde ettiğiniz sonuçları,yaşadığınız zorlukları anlatan ve proje sürecini değerlendiren bir rapor hazırlayınız.

9.       Raporunuzu ve oyununuzu arkadaşlarınıza sununuz.

10.    Çalışmanız Dereceli Puanlama Anahtarında verilen ölçütlere göre değerlendirileceğinden puanlama anahtarını inceleyiniz.

11.     Çalışmanızı zamanında tamamlayarak kontrollerini yapınız.

Çalışmanızı sunacağınız zaman…………………………………..

26/5/2009

Kök Hücreler-Fen ve Teknoloji dersi proje ödevi

Kök Hücre (Stem Cell) nedir?

Kök hücreler, kendini yenileme özelliğine sahip, vücut içinde veya laboratuar ortamında uygun şartlar sağlandığında birçok farklı hücre tipine dönüşebilen farklılaşmamış hücrelerdir. Yetişkin kök hücreleri, kordon kanından elde edilen kök hücreler ve embriyonik kök hücreler günümüzde bilinen üç temel kök hücre kaynaklarıdır.
Yetişkin kök hücreleri vücutta birçok doku ve organda bulunurlar ve bulundukları bölgedeki hücrelerin hasar görmesi durumunda çoğalarak hasarlı kısmın onarılmasını sağlarlar. Yakın zamanda deney hayvanları ile gerçekleştirilen çalışmalarda, bulundukları ortama göre daha farklı hücrelere de dönüşebildikleri gösterilmiş olsa da, dönüşebildikleri hücre tipleri sinirlidir.
Kordon kani kök hücreleri doğum sırasında bebeği anneye bağlayan umbilikal kordondan elde edilirler. Bu hücreler, her ne kadar erken gelişim döneminde elde edilmiş olsalar da yetişkin hücre sınıfına girmektedir ve farklı doku ve hücre tipi oluşturma özellikleri benzer şekilde sinirlidir. Günümüzde kordon kani kök hücreleri özellikle kan ve immune system hastalıkları için son derece önemli bir tedavi olanağı oluşturmaktadır. Bunun yanında tedavi amaçlı kullanımlarında karşılaşılan en büyük problemler yeterli miktardan az kök hücre içerebilmeleri ve transplantasyon gerçekleştirilecek kişi ile doku uyumu taşıyan örneğin bulunmasındaki zorluklardır. Kordon kani kök hücrelerinin laboratuar ortamında geliştirilme potansiyelleri sinirli olduğundan yüksek miktarda örnek gerektiren işlemlerde basari şansı düşmektedir. Dünyada ve ülkemizde bu amaçla oluşturulan kordon kanı bankaları ve saklanan örnek sayısı arttıkça yukarıda bahsedilen hastalıklarda tedavi olanağı da artabilecektir.

Embriyonik kök hücreler nasıl elde edilir?

Embriyonik kök hücreler, implantasyon öncesi erken gelişim döneminde blastosist aşamasına ulaşmış embriyolardan elde edilirler. Bu aşamadaki bir embriyo iki farklı hücre tipinden oluşur: Dış kısımdaki trofektoderm adi verilen hücreler implantasyon sonrası plasenta yapısını olusturmakta iken iç kısımda bir kitle halinde bulunan ICM hücreleri fetal yapıyı olusturmaktadır. Laboratuarımızda embriyonik kök hücreler, iç kısımdaki bu hücrelerin özel immünolojik ve mekanik yöntemler kullanılarak ayrıştırılması sonrası özel besi yeri ve büyüme faktörleri içeren ortamlarda büyütülmesi ile elde edilirler (Resim 1).

Resim 1. Blastosist aşamasına ulaşmış bir embriyo. İşaretlenmiş kısım embriyonik kök hücrelerin elde edildiği iç hücre kütlesi hücrelerini göstermektedir.

Embriyonik kök hücreler laboratuar ortamında nasıl büyütülür?

Embriyonik kök hücrelerinin laboratuar ortamında büyütülebilmesi için değişik kültür yöntemleri üzerine çalışmalar devam etse de, gelişimleri için destek hücrelere ihtiyaçları vardır. Ayrıca başkalaşmamış yapılarının korunması için yetiştirildikleri kültür ortamlarının LIF (Leukemia indibitory factor), B-FGF gibi ajanlar ile desteklenmesi gerekir. İstanbul Memorial Hastanesi Araştırma ve Geliştirme Laboratuarında bu amaçla Balb/c inbred farelere ait 12-14 günlük fetuslardan elde edilen embriyonik fibroblast hücreleri destek hücresi olarak kullanılmaktadır.

Resim 2. İmmünolojik ve mekanik yöntemler kullanılarak izole edilen iç hücre kitlesinden gelişen kök hücre kolonisi.

 

Embriyonik kök hücreleri diğer hücrelerden ayıran morfolojik, genetik, ve immünolojik özellikleri nelerdir?

Embriyonik kök hücrelerin, diğer vücut hücrelerine kıyasla son derece yüksek bir çekirdek/sitoplazma volüm oranı mevcuttur ve belirgin pronükleus yapisi içerirler. Bu hücreler, destek hücreleri üzerindeki kültürleri sırasında üç boyutlu koloni oluştururlar. Resim 3’te merkezimizde elde edilen insan embriyonik kök hücre suslarından NS-3’e ait morfoloji yapısı görülmektedir.

Resim 3. İnsan Embriyonik Kök Hücre kolonisi (NS-3)

 

Embriyonik kök hücrelerin bir diğer önemli özelliği, kanser hücrelerine benzer sürekli bölünebilme özelliğine sahip olmaları ve bu hücrelerden farklı olarak normal bir karyotip yapısına sahip olmalarıdır.

Resim 4. NS-3 ve NS-4 hücre kolonilerinin alkalin fosfataz boyaması sonrası görüntüleri

 

Embriyonik kök hücreler, ayrıca ileri moleküler tanımlama teknikleri kullanılarak tanımlanırlar. İmmünolojik olarak tanımlanabilmeleri için erken dönemde ekspresyon gösteren işaretçilerin (SSEA-1, 3, 4, TRA-1-60 ve 81 vb) veya gen ürünlerinin (OCT-4, Alkalin Fosfataz vb.) immünositokimyasal yöntemler ile boyanması tekniği kullanılmaktadır. Resim 4’te elde ettiğimiz iki farklı insan embriyonik kök hücre susuna ait alkalin fosfataz boyama sonucu görülmektedir. Boyanan hücreler farklılaşma gözlenmeyen hücrelerdir.

Resim 5. Yukarıdaki iki resimde AR-GE Laboratuvarımızda geliştirilen NS3 (soldaki resim) ve NS3(sağdaki resim) insan embriyonik kök hücre suşlarına ait normal kromozomal yapı görülmektedir.

Embriyonik kök hücrelerden hangi tip hücreler elde edilebilir?

Embriyonik kök hücreler, destek hücreleri ve ajanların yokluğunda başkalaşarak elde edildikleri canlı vücudunu oluşturan her türlü hücre ve dokuya dönüşebilirler. Her ne kadar bazı ajanların dönüşüm mekanizmalarındaki rolleri bilinse de, bu mekanizmalar günümüzde ancak belirli oranda bilinmekte ve kontrol edilebilmektedir.
farklı hücre tiplerini elde etmek için merkezimizde kullandığımız metod farklılaşmayı engelleyici faktörleri içermeyen kültür ortamı kullanılarak gerçekleştirilen hücre kültürü sonrası, her üç germ tabakasına ait hücre oluşumu gözlenen embriyoid body yapıları oluşturulması metodudur (Resim 7). İşlem sonrası elde edilmesi istenilen hücre dönüşümünün sağlanması için uygun şartlar ve gerekli kimyasal ajanlar kullanılmaktadır.
Günümüzde çalışmalar en çok kalp kası, sinir, insülin üretici hücre ve kan hücreleri üzerine yoğunlaşmıştır.

Resim 6. Embriyoid body elde etmek için oluşturulmuş embriyonik kök hücre kolonileri

 

Resim 7. Embriyoid body yapısı

 

 

Resim 8. Embriyonik kök hücreleriden elde edilebilen farklı hücre tiplerine birkaç örnek.

 

Embriyonik kök hücrelerin  tedavi amaçlı kullanım potansiyelleri nedir?

Özellikle fare embriyonik kök hücreleri ile gerçekleştirilen çalışmalarda, bu hücrelerin çok farklı hücre tiplerine dönüşebildiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Halen bu canlılarda transplantasyon sonrası hasarlı bölge ve vücut içerisinde oluşturdukları yapılar ve dönüşüm mekanizmaları araştırılmaktadır. Buna paralel olarak elde edilen insan embriyonik kök hücreleri, sahip oldukları sürekli kendini yenileme ve insan vücudunu oluşturan tüm hücrelere dönüşebilme potansiyelleri sayesinde, yakın gelecekte  Alzheimer, diyabet, Parkinson, enfarktüs gibi günümüzde tedavi imkanı olmayan veya son derece sınırlı olan hastalara bu imkanı sağlayabileceklerdir.  Ayrıca, özellikle deney hayvanları ile yapılan çalışmalarda bu hücrelerin üreme hücresi oluşturabildikleri de gösterilmiştir. Bu nedenle gelecekte oosit veya spermi olmayan kişiler için de, kök hücrelerin infertilite tedavisinde kullanımı gündeme gelebilecektir. Diğer taraftan embriyonik kök hücrelerin doğasından veya transplantasyon işlemlerindeki birtakım sınırlamalardan dolayı klinikte kullanım günümüzde mümkün olmamaktadır.

Dünyadaki gelişmelere paralel olarak İstanbul Memorial Hastanesi Araştırma ve Geliştirme Laboratuvarı'nda yürütmekte olduğumuz çalışmalarda bu hücrelerin belirli oranda kalp kası hücrelerine dönüşümleri sağlanmıştır ve elde edilen sonuçlar, yakın gelecekte tedavi amaçlı kullanımları konusunda umut vermektedir.

Embriyonik kök hücrelerin klinikte tedavi amaçlı kullanımlarını sınırlayan faktörler nelerdir?

Doku veya organ nakli işlemlerinde başarıyı etkileyen  en önemli faktörlerden birisi alıcı-verici arasında oluşan doku uyumu sorunudur. Benzer sorunun gelecekte embriyonik kök hücre tedavilerinde de yaşanma olasılığı nedeniyle bilim adamları farklı çözüm önerileri geliştirmekteler: Bunlar sırasıyla kemik iliği veya kordon kanı bankacılığı örneğinde olduğu gibi doku uyumu özellikleri tanımlanmış kök hücre bankaları oluşturmak, doku uyumundan sorumlu genlerin genetik olarak modifikasyonu ile evrensel bir verici kök hücre oluşturmak ve kişiye özgü kök hücre üretilmesi için tedavi amaçlı klonlama teknikleri kullanmaktır.

Dünyada bugüne kadar 80�in üzerinde embriyonik kök hücre suşu rapor edilmiş olsa da bunlardan sadece belirli bir kısmı embriyonik kök hücre kriterleri yönünden test edilmiştir ve dünyada yapılan çalışmalarda sadece birkaç kök hücre suşu kullanılmaktadır. Tedavi amaçlı kullanımları söz konusu olduğunda doku uyumu probleminin yaşanmaması için en az birkaç yüz bin farklı kök hücre suşuna gereksinim duyulacağı düşünülmektedir. Bu nedenle elde edilmiş veya edilecek farklı embriyonik kök hücre suşlarını ortak bir bankada toplamak, ileride potansiyel kullanımları gündeme geldiğinde istenilen doku tipine sahip kök hücre suşunun kullanıma açık olabilmesi yönünden çok önemlidir.

Üzerinde çalışmaların başlatıldığı bir diğer yaklaşım, doku uyumundan sorumlu genlerin gen mühendisliği teknikleri ile değiştirilmesi sonrası transplantasyon uygulamalarında nakledilen hücrelerin alıcı vücut tarafından reddinin önlenmesidir. Bu yolla elde edilen genetik olarak değiştirilmiş hücreler birçok farklı kişide kullanılabileceğinden, gerçekleştiği taktirde kök hücre bankalarına gereksinim ortadan kalkabilecektir. Diğer taraftan genetik olarak değiştirilmiş hücrelerin tedavi amaçlı kullanımı beraberinde tekniğin ne kadar güvenilir olabileceği ve etik boyutu gibi farklı soruları da getirmektedir.  

Bir diğer alternatif, tedavi amaçlı klonlama tekniği ile kişiye özgü kök hücre elde edilmesi yöntemidir (Resim 8). Özellikle son yıllarda çiftlik hayvanları ve deney hayvanları üzerinde uygulanan bir yöntem olan klonlama işlemi, tedavi amaçlı olarak kullanılabilir ve işlem sonrası elde edilen klon-embriyo ve embriyonik kök hücreler işlemde hücresi kullanılan kişi ile ayni doku uyumu genleri taşıdığından transplantasyon işlemlerindeki rejeksiyon problemi ortadan kalkabilir.

 

 

Resim 9. Tedavi amaçlı klonlama yöntemi ile kişiye özgü kök hücre elde edilmesi: İşlem için öncelikle kadına ait olgun yumurtalardan genetik yapı içeren çekirdek kısmının uzaklaştırılması gerekmektedir (enükleasyon). Sonrasında kök hücre üretilecek kişiye ait vücut (somatik) hücresi çekirdeği daha önceden çekirdeği çıkartılmış yumurta içerisine yerleştirilmekte, işlem sonrası gelişen embriyodan bebeği oluşturacak iç hücre kütlesi ayrıştırılıp laboratuvar ortamında büyütülmesi sağlanmaktadır.

Gerek hayvan deneylerinde elde edilen düşük başarı ve gözlenen yüksek genetik bozukluk oranları, gerekse kısıtlı alıcı hücre kaynağı ve elde edilme yöntemlerine bağlı teknik ve etik sorunlar bu yöntemin insanda tedavi amaçlı olarak dahi kullanımını kısıtlamaktadır. Bilim adamları, klonlanmış embriyoların, normal döllenme yolu ile elde edilenlerden büyük ölçüde farklı bir genetik programa sahip olduklarını göstermişlerdir. Dolayısı ile aynı teknik ile elde edilecek kök hücrelerin gelecekte bu tip problemler içerip içermeyeceği şu an için bilinmemektedir. Tüm bu bilinmeyenler  nedeni ile insan klonlanması işlemleri başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere birçok ülkede yasaklanmış ve bu çalışmaları yürüten kişiler hakkında yasal yaptırımlar ve cezalar düzenlenmiştir. Bununla birlikte bazı ülkelerde klonlama yasak olmasına rağmen tekniğin tedavi amaçla kullanımı serbesttir ve hatta bazılarında devlet tarafından desteklenmektedir. Yakın zamanda güney koreli bilim adamları gerçekleştirdikleri çalışmalarında tedavi amaçlı klonlama tekniklerini kullanarak ilk insan embriyonik kök hücre suşu elde etmişlerdir.  Bu sonuç tüm dünyada bu konudaki etik tartışmaların daha da alevlenmesini sağlamıştır. Adı geçen çalışmada kullanılan yaklaşık 240 insan oositinden işlem sonrası sadece 1 kök hücre suşu elde edilmesi, tekniğin verimliliğinin tedavi amaçlı kullanımı ve klinik uygulamalar için son derece düşük olduğunu göstermektedir. Ayrıca çalışmaların büyük bir bölümü deney hayvanları ile gerçekleştirildiğinden tekniğin insanda tedavi amaçlı kullanımı konusunda henüz optimize edilmiş ve verimliliği kabul edilebilir düzeyde olan bir teknik bulunmamaktadır.

         Bu amaçla merkezimizde araştırma ve geliştirme laboratuarımızda tedavi amaçlı klonlama tekniklerinin verimliliğinin arttırılması amacıyla da çalışmalar gerçekleştirmekteyiz. Merkezimizde hayvan modeli oluşturması açısından fare ve sığır oositleri kullanılarak gerçekleştirilen veya rutin yardımcı üreme teknikleri uygulamaları sonrası elde edilen ve hastaların tedavileri için uygun nitelikte ve gelişim düzeyinde olmayan yumurta hücrelerinin kullanıldığı çalışmalarda elde ettiğimiz bulgular, yakın gelecekte tedavi amaçlı klonlama tekniğinde ve kişiye özgü embriyonik kök hücre elde edilmesi yaklaşımında daha iyi sonuçlar elde edilmesine olanak sağlayabilmesi açısından son derece önemlidir.

26/5/2009

Oksijenli ve Oksijensiz solunum

SOLUNUM

Canlılar yaşamlarını devam ettirebilmek için sürekli enerji elde etmek zorundadır. Enerjiyi de ancak besin maddelerini yıkarak yani daha küçük moleküllere parçalayarak elde eder. Canlıların besin maddelerini yıkarak onlardan enerji elde etmelerine solunum denir.
Bazı canlılar hücrelerinde bulunan yapılar sayesinde ortamda da oksijen varsa besinleri CO2 ve H2O'ya kadar yıkabilirler. Oksijen kullanmayan canlılar ise glikoz molekülünü ancak pürivata kadar yıkabilir. Pürivak molekülü henüz tam olarak yıkılmadığından bağları arasında hala enerji vardır. Bu yüzden pürivata kadar yıkabilen canlılar yani oksijen kullanamayan canlılar 1 mol glikozdan daha az enerji elde edebilirler. Buradan çıkan sonuç şudur. Bazı canlılar besinlerin yıkılmasında okasijen kullanırlar; yani oksijenli solunum yaparlar.
Bazıları ise oksijen kullanamaz yada yeterli oksijen bulamaz; yani oksijensiz solunum yaparlar. oksijenli ve oksijensiz solunumları incelemeden önce bilinmesi gereken bir şey vardır ve bu hiç unutulmamalıdır. Canlılar ister oksijenli ister oksijensiz solunum yapsın başlangıç reaksiyonları hücrenin stoplazmasında gerçekleşir ve hep aynıdır.

GLİKOLİZ: Her iki tip solunumunda başlangıç reaksiyonlarının aynı olduğunu ve hücrenin stoplazmasında gerçekleştiğini belirtmiştik. Şimdi bu glikoliz reaksiyonlarının nasıl oluştuğunu inceleyelim.
Bu reaksiyon dizini enzimlerin yardımıyla ve ortamda yeterli enerji var ise başlayabilir. Bu enerji aktivasyon enerjisi olarak kullanılan enerjidir. yukarıdaki şekilden de takip ederek açıklamaya devam edelim. Glikozun parçalanmaya başlaması için yani glikoliz reaksiyonlarının (dolayısı ile de solunum reaksiyonlarının ) başlaması için stoplazmada bulunan 2 ATP'nin harcanması gerekir.
Glikoz molekülüyle tepkimeye giren ATP molekülleri son fosfatlarını glikoza vererek tepkimeden ADP olarak ayrılır. Bu arada Glikoz da Fruktoz'a dönüşür. Şu an aktifleşmiş durumdaki molekülümüz Fruktoz di fosfattır.
İkiye ayrılan 6 C'lu 2 P'lı molekülümüzden iki tane PGAL (Fosfo Gliser Aldehit) oluşur. Bundan sonra reaksiyon iki PGAL üzerinden yani iki koldan devam eder. Biz sadece birini anlatıp diğerinde de aynı şeylerin olduğunu söyleyelim.
PGAL ortamda bulunan NAD (Nikotin Amid Dinukleotid) ile reaksiyona girerek bir çift hidrojenini NAD ye verir. NADH2 oluşur. Bu arada PGAL nin bağlarında bir boşluk oluşur. Bu boşluk ortamda bulunan fosfat ile doldurulur.
Şimdi 3 C'lu 2 P'li bir molekülümüz oluşmuştur. Bu molekül ortamda bulunan ADP'ler ile reaksiyona girerek sırasıyla 2 ATP oluşur. Geriye kalan molekül ise PÜRİVAT olarak adlandırılır.
Diğer PGAL'de de aynı şeyler olacağı için toplam 4 ATP sentezlenmiş olur. Bundan sonra ortamda oksijen yoksa yada kullanılamıyor ise oksijensiz solunum gerçekleşir.

OKSİJENSİZ SOLUNUM

Bakteriler ve bazı mayalar oksijen kullanamazlar. Fakat onlarda doğal olarak enerjiye ihtiyaç duyarlar. Glikoz molekülünü glikoliz reaksiyonu ile parçaladıktan sonra elde ettikleri pürivattan bir molekül CO2 çıkararak ASETALDEHİToluştururlar. Daha sonra bu asetaldehit NADH2 ile reaksiyona girerek onun hidrojenlerini alır. Son ürün Etil Alkol'dür.
Aşağıdaki reaksiyonda da görülen bu oksijensiz solunum tipine ETİL ALKOL FERMANTASYONU denir.

Çizgili kaslarımızda bulunan hücreler normalde oksijenli solunum yaparlar. Ancak ortamda yeteri kadar oksijen yoksa bu hücreler oksijensiz solunumuda gerçekleştirebilir ve enerji ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. Oksijene ihtiyaç duyulmadan gerçekleşen glikoliz reaksiyonlarından sonra oluşan pürivatlar mitokondriye geçemediğinden glikolizde NAD'ye verdiği hidrojenleri geri alarak Laktik asite dönüşür.
Çizgili kaslarda görülen bu oksijensiz solunum tipinede LAKTİK ASİT FERMANTASYONU denir.

OKSİJENLİ SOLUNUM
Canlı hücrelerde karbonhidrat, yağ ve proteinlerin oksijen kullanarak parçalanması ve ATP sentezlenmesi olayına oksijenli solunum denir.
Karbonhidratlar monosakkaritlere, yağlar yağ asitleri ve gliserole, proteinler amino asitlere dönüştürüldükten sonra solunum tepkimelerine katılırlar.
oksijenli ve oksijensiz solunum besinlerde depolanmış enerjiyi açığa çıkarır. Fakat oksijen kullanılınca enerjinin büyük bir bölümü açığa çıkar. Çünkü glikoz kendini meydana getiren bileşenlerine tam olarak parçalanır. oksijensiz solunumda ise az enerji açığa çıkar. Çünkü glikoz kendini meydana getiren bileşenlerine tam olarak parçalanmaz. Fermantasyonda son ürünlerin bazıları organik molekül olup, belli oranda enerji depo etmektedirler.

26/5/2009

Kimyasal denklemler ve denkleştirme yolları

İki ya da daha fazla maddenin birbirleri ile etkileşerek kendi özelliklerini kaybedip yeni özelliklerde bir takım ürünler meydana getirmesine kimyasal olay, bunların formüllerle gösterilmesine kimyasal denklem denir. Kimyasal denklemlerde (image0016.gif) işaretinin sol tarafında reaksiyona girenler, sağ tarafında da ürünler bulunur.

  • Hidroklorik asit ve sodyum hidroksitin reaksiyonundan yemek tuzu ve su meydana gelir. Bu kimyasal olayın denklemi

HCl + NaOH image0016.gifNaCl + H2O

şeklindedir. Bu olayda reaksiyona giren ve çıkan atom sayıları birbirine eşittir.

Kimyasal reaksiyonlarda değişmeyen bazı özellikler.

  •  Atom sayısı ve cinsi
  •  Toplam kütle
  •  Toplam proton sayısı
  •  Toplam nötron sayısı
  •  Toplam elektron sayısı
  •  Kütle numaraları
  •  Çekirdek kararlılıkları

Kimyasal reaksiyonlarda;

Mol sayısı, molekül sayısı, basınç, hacim, sıcaklık değişebilir. 

BASİT DENKLEM DENKLEŞTİRME

Karışık redoks reaksiyonlarının dışındaki denklemleri denkleştirmek için atom sayısı en fazla olan bileşiğin kat sayısı 1 olarak alınır. Diğerlerinin katsayısı buna bağlı olarak sayılarak bulunur.

DENKLEM KATSAYILARININ YORUMU ve ANLAMI

Bir kimyasal denklemde maddelerin baş tarafında bulunan katsayılar mol olarak yorumlanır.

Şayet reaksiyona giren ve oluşan maddelerin tamamı gaz olursa kat sayılar hacim (lt) olarak da yorumlanabilir.

N2(g) + 3H2(g) image0016.gif2NH3(g) denklemi;

1 mol N2(g) ile 3 mol H2 tepkimeye girmiş 2 mol NH3 oluşmuştur. Şeklinde yorumlanır.

Bu denklemde maddelerin tamamı gaz olduğundan 1 hacim N2 ile 3 hacim H2 tepkimeye girmiş ve 2 hacim NH3 oluşmuş şeklinde de yorumlanabilir.

Ya da 1 lt N2 ile 3 lt H2 tepkimeye girerse 2 lt NH3 oluşur da denilebilir. 

REAKSİYON TİPLERİ

1. Asit – Baz reaksiyonları

  • Asit ve bazların reaksiyonundan tuz ve su oluşur. Olaya nötürleşme denir. Su oluşurken asidin H+ iyonu ile bazın OH- iyonu birleşir.

HCI + NaOHimage0016.gifNaCI + H2O

  • NH3 ün asitlerle reaksiyonundan yalnız tuz oluşur.

2NH3 + H2SO4 image0016.gif(NH4)2SO4

  • Na2CO3 ve CaCO3 gibi bazik tuzların asitlerle reaksiyonundan tuz ve su oluşur, CO2 gazı açıga çıkar.

CaCO3 + 2HCI ® CaCI2 + CO2(g) + H2 

2. Metallerin asitlerle reaksiyonu  

  • Hidrojenden aktif metallerin asitlerle reaksiyonundan tuz oluşur. Hidrojen gazı açıga çıkar.

Mg + 2HCI® MgCI2 + H2(g) Zn + 2HCI ® ZnCI2 + H2(g)

  • Soy ve yarı soy metallere oksijensiz asitler etki etmez.

Cu + HCI ®   Reaksiyon vermez Ag + HCI ®  Reaksiyon vermez.

  • Yarısoy metallere (Cu – Hg – Ag) HNO3 ve H2SO4 gibi asitler yükseltgen özellikte etki ederler. Reaksiyon sonucu H2 gazı açıga çıkmaz.

Derişik H2SO4 kullanıldığında SO2 gazı açığa çıkar. Seyreltik H2SO4 reaksiyon vermez. Derişik HNO3 den NO2(g), seyreltik HNO3 den NO(g) elde edilir.

3. Metallerin bazlarla reaksiyonu

 Kuvvetli bazlarla yalnızca anfoter metaller (AI, Zn, Sn, Pb …) reaksiyon verir. Tuz oluşur. Hidrojen gazı açığa çıkar. Zn + 2NaOH  ®  Na2 ZnO2 + H2(g) AI + 3NaOH  ®  Na3AIO3 + 3/2 H2(g)

4. Organik bileşiklerin yanma reaksiyonuHidrokarbon; yapısında C ve H atomu bulunduran bileşiklerdir. Bazı organik bileşiklerin yapısında C – H – O atomları bulunur. Organik bileşiklerin yanmasından CO2 ve H2O oluşur.

C3H6 + 9/2 O®  3CO2 + 3H2O

C2H5 OH + 3O2 ®  2CO2 + 3H2O

5. Yer değiştirme reaksiyonları

Aktiflik: Metallerin elektron verebilme, ametallerin elektron alabilme kabiliyetine aktiflik denir.Aktif olan bir metal daha pasif olan metal katyonu ile yer değiştirir.

Fe(k) + 2AgNO3(ag) ® Fe(NO3)2(ag) + 2Ag(k)

  • Aktif olan bir ametal daha pasif olan ametal anyonu ile yer değiştirir.

2NaI + Br2 ® 2Na Br + I2

  • Anyon ve katyon her ikisi de yer değiştirir.

AgNO3 + NaCI ® AgCI + NaNO3

6. Aktif metallerin su ile reaksiyonu

Li K Ba Sr Ca Na gibi aktif metallerin su ile reaksiyonundan hidrojen gazı açıga çıkarken metal hidroksit oluşur.

Na + H2O ® NaOH + 1/2 H2(g)

7. Analiz (Ayrışma) Reaksiyonları

Bir bileşiğin kendisinden daha basit maddelere ayrıştırılmasına analiz denir.Aşağıdaki denklemler analiz reaksiyonlarına örnek olarak verilebilir.

CaCO3 + ısı ® CaO + CO2(g)

H2O ®  (elektroliz)  H2 + 1/2 O2

8. Sentez (Birleşme) reaksiyonları

Birden fazla maddenin birleşerek yeni özellikte yeni bir madde oluşturması olayına sentez denir.

H2 + 1/2 O2® H2O

N2 + 3H2® 2NH3

Redoks Reaksiyonları

Kimyasal reaksiyonların birçoğunda reaksiyona giren maddeler arasında elektron alışverişi olur. Böyle reaksiyonlara redoks reaksiyonları denir.

Redoks, yükseltgenme (elektron verme) ve indirgenme (elektron alma) olaylarının birleşimidir.

Elektron veren atom kendisi yükseltgenirken karşısındakini indirgediginden dolayı indirgendir. Elektron alan atom kendisi indirgenirken karşısındakini yükseltgediği için yükseltgendir.

Yükseltgenme (Elektron verme)

Al0  ® Al+3 + 3e-

3e- vermiş, ya da 3e- ile yükseltgenmiş
Cl-1 ® Cl+7 + 8e-  8e- vermiş, ya da 8e- ile yükseltgenmiş
2Cl  ® Cl2 + 2e-  2e- vermiş, ya da 2e- ile yükseltgenmiş
S3-2 ® 3S+6 + 24e- 24e- vermiş, ya da 24e- ile yükseltgenmiş

İndirgenme (Elektron alma)

Mg+2 + 2e- ® Mgo             2e- almış ya da 2e- ile indirgenmiş

P+5 + 2e-   ®  P+3               2e- almış ya da 2e- ile indirgenmiş

N2 + 6e-    ®  2N-3              6e- almış ya da 6e- ile indirgenmiş

Redoks Denklemlerinin Denkleştirilmesi Sırası ile şu işlemler yapılmalıdır;

1.        Değerlik değiştiren elementler tespit edilerek her iki taraftaki degerlikleri bulunur.

2.        Yükseltgenme ve indirgenme yarı tepkimeleri ayrı ayrı yazılır.

3.        Verilen elektron sayısı alınan elektron sayısına eşit olması gerektiğinden uygun katsayılar kullanılarak elektron eşitliği sağlanır.

4.        Reaksiyon, iyon reaksiyonu ise (asidik ortamda ya da bazik ortamda gerçekleşen bir tepkime ise) H+ ya da OH- iyonları ekleyerek veya denklem üzerinde H+ ya da OH- iyonları gözüküyorsa bunların katsayıları değiştirilerek yük denkliği sağlanır. Gerekli tarafa H2O yazılır.

5.        Reaksiyona giren atomların cins ve sayısı, reaksiyondan çıkan atomların cins ve sayısına eşit olması gerektiğinden dolayı atom eşitliği sağlanmamış atomlar uygun katsayılarla eşitlenir.

Örnek – 1  

KMnO4 + HCI®KCI + MnCI2 + CI2 + H2O

denklemini en küçük tam sayılarla denkleştiriniz.

Çözüm

Elementlerin denklemde değerliklerini bulalım.

image0026.gif

Değerlik değiştiren elementler Mn ve CI dir. Mn+7 den Mn+2 ye indirgenmiş, CI- den CI2o a yükseltgenmiştir. indirgenme ve yükseltgenme yarı reaksiyonlarını yazalım.

Mn+7 + 5e-     ->    Mn+2 (indirgenme)

2CI- -> CI02 + 2e (yükseltgenme)

Elektron sayılarını eşitlemek için indirgenme yarı reaksiyonunu 2, yükseltgenme yarı reaksiyonunu 5 ile çarpalım.

2/ Mn+7 + 5e- -> Mn+2 (indirgenme)

5/ 2CI– ->CI2 + 2e (yükseltgenme)
________________________________

2Mn+7 + 10CI ®  2Mn+2 + 5CI2

ürünlerin katsayılarını esas denkleme yazalım.

KMnO4 + HCI®KCI + 2MnCI2 + 5CI2 + H2O

Sağ tarafta 2 tane Mn vardır. KMnO4 ün katsayısı 2 olursa sol taraftaki Mn’de 2 tane olur.

Solda 2K vardır, sağdaki KCI nin katsayısı 2 olmalıdır.

Klor atomları sağ tarafta toplam 16 tane vardır. HCI nin katsayısı 16 olmalıdır.

Solda 16 tane H atomu varsa, H O nun katsayısı 8 olmalıdır.

Denklemin denkleştirilmiş hali;

2KMnO4+16HCI 2KCI + 2MnCI2 + 5CI2 + 8H2 

şeklinde olur.

Örnek – 2  

Asidik ortamda gerçekleşen 

 image0036.gif

tepkimesini en küçük katsayılarla denkleştiriniz?

 Çözüm  

Elementlerin değerlikleri bulunur.

image0045.gif

Değerlik değiştiren elementler Sb, S ve N’dur.

Sb ve S yükseltgenirken verdikleri elektronları N alarak indirgenmiştir. image0055.gif

N+5 + e–   
   N+4
Elektron sayılarını eşitlemek için yükseltgenme yarı reaksiyonlarını 1 ile, indirgenme yarı reaksiyonunu 28 ile çarpalım.

1/Sb2+3 ® Sb2 + 4e’. (Yükseltgenme)

1/S2-2     ®  3.S+6 + 24e (Yükseltgenme)

28/N+5 + le’ -> N+4 (İndirgenme)
_______________________________

ürünlerin kat sayılarını esas denkleme yazalım.

1Sb2S3 + 28NO3 -> 1Sb2O5 + 3SO-24 + 28NO2

İyonik olduğu için yük denkliği eşitlenmeli. Soruda verilen iyonlar esas alınarak asitli ortam olduğu için H+ ve H2O yazılacak. Girenlerin yük toplamı (– 28), çıkanların yük toplamı (–6). Yükleri eşitlemek için girenler tarafına 22 H+ yazılmalıdır. 22 H+ yazılınca H eşitliğini sağlamak için çıkanlar tarafına 11 H2O yazılmalıdır.

Denklemin denkleşmiş hali,

Sb2S3+28NO-3+22H+ Sb2O5+3SO-4 +28NO2 +11 H2O

şeklinde olur.

26/5/2009

Kanser nedir? Nasıl oluşur? Kontrolsüz hücre bölünmesi.

 

Kanser nedir? Kontrolsüz hücre bölünmesi, çok hücreli organizmaları nasıl etkiler?
 Bilimsel araştırmalar, kanserin hücrelerin normalden çok daha hızlı bir şekilde bölünmesi sonucu gerçekleştiğini göstermektedir. Hücrelerin bu şekilde hızlı bölünmesi normal değildir. Sağlıklı vücut hücreleri (kas ve sinir hücreleri hariç) bölünebilme yeteneğine sahiptir. Her hücrenin, hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre gerektiği yerde gerektiği kadar bölünür. Kanser hücreleri ise kontrolsüz bir şekilde bölünerek çoğalır ve birikerek tümörleri (kitleleri) oluşturur. Tümörler çevrelerindeki normal dokuları sıkıştırabilir, bu dokuların içine sızabilir ya da dokuları tahrip edebilir. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan ya da lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilir. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam eder. Kanser, bu şekilde vücudun diğer bölgelerine de yayılır.


Kanserin sebepleri nelerdir?
Kanserin sebebi henüz kesin olarak bilinmemektedir. Kanser hastalığına yol açan etmenleri iki grup altında toplayabiliriz. Bu etmenlerden birisi hastaların yaşam şekillerine, yaşa, cinsiyete ve aileden getirdikleri kalıtsal özelliklerine bağlı olarak değişir. Bir diğeri ise çevresel faktörlerdir. Aşağıda belirtilenler kanserin nedenleri arasındadır:
• Sigara ve alkol kullanımı
• Güneş ışınlarının yeryüzüne dik ya da dike yakın açılarla geldiği saatlerde uzun süre güneş altında kalma
• Aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalma
• Bazı kimyasal maddeler (katran, benzin, boya maddeleri, asbest vb.)
• Hava kirliliği
• Radyasyona maruz kalma
• Kötü beslenme alışkanlığı
Kanser için en iyi tedavi, erken teşhistir. Önce kanserden korkmamayı öğrenmeliyiz. Hiç rahatsızlık duymasak da mutlaka yılda bir kez genel kontrolden geçmeliyiz. Kanserin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu unutmamalıyız. İyileşme oranı kanserin erken teşhisi ile doğru orantılıdır.

26/5/2009

Klonlama nedir? nasıl yapılır? Hangi hayvanlar klonlanmıştır?klo

Klonlama günümüzde embriyoların veya herhangi bir organizmanın kopyalanması ile aynı anlamda kullanılmaktadır. Ancak klonlama sadece bir embriyonun veya organizmanın benzeşik ikizinin yaratılması değil aynı zamanda özgün bir DNA parçasının da çoğaltılması anlamına gelmektedir.

     Bir organizmanın kopyalanması ilk defa 1972 yıllnda İngiliz bilim adamları tarafından yapılmıştır. Bu çalışmada kurbağa embriyosu hücrelerinin çekirdeği, döllenmemiş kurbağa yumurtalarının içine yerleştirilmesiyle kurbağa elde edilmiştir. Ancak, bu kurbağaların çok yaşamadan öldükleri görüldü. Klonlama ile ilgili tekniklerde anlatıldığı şekilde, 1993 yılında ABD'li bilim adamları embriyoları ikiye bölerek aynı genetik yapıya sahip ikizler oluşturmuşlardır. Bu embriyolar 32 hücreli safhaya gelene kadar yetiştirildikten sonra imha edilmiştir. Memeli bir hayvanın kopyalanması ise 1996 yılında Dr. Ian Willmut ve arkadaşları tarafından İskoçya Roslin enstitüsünde gerçekleşmişir. Dolly adı verilen koyunun İskoçya, Roslin Enstitüsünde kopyalanmasıyla birlikte klonlama tüm dünyada büyük yankılar uyandırmış, etik ve moral açıdan da son derece tartışılır hale gelmiştir.

     İzleyen yıllarda, Hawaii Üniversitesinde çalışan bilim adamları tarafından fare kopyalandığı bildirilmiştir. Benzer şekilde, Bir Amerikan biyoteknoloji firması 2001 yılında, yumurta çekirdeğinin yetişkin bir insan hücresinin çekirdeğiyle değiştirilmesiyle insan embriyosu klonlandığını ancak klonlaman bu embriyoların kısa sürede öldüğü bildirdi. Aynı yıl Teksas A&M Üniversitesi bilim adamları tarafından ilk kedi kopyalanmıştır. İzleyen yıllarda, hiçbir kanıt gösterilmeksizin insan klonladığı ve kopya bebeğin doğduğu iddia edilmiştir. Ancak, etik açıdan daha önce de sorun yaşayan ve bilim adamı niteliği tartışılan bu kişileri hiçbir bilim adamı ciddiye almamıştır. 2004 yılında Güney Koreli bilim adamları insan embriyosunu klonladıkarını bu embriyoların blastosist aşamasına kadar geldiğini ve sadece 1 tanesinden kök hücre elde edildiğini bildirdiler.

     Kopyalama işlemi ya embriyonik dönemde bir kök hücre veya farklılaşmasını tamamen tamamlamış bir vücut hücresi kullanılarak yapılabilir. Birinci durumda ancak embriyo kopyalama olasılığı söz konusudur. İkinci durumda ise yetişkin bir organizmadan alınan hücre kullanılarak Dolly örneğinde olduğu gibi yetişkin bir organizma kopyalanabilir.

     Embriyoların kopyalanması esnasında içi boşaltılan bir yumurta hücresi ile embriyonik kök hücre kaynaştırılır. Boşaltılan yumurtanın çekirdeği dışarı alınır. Benzer şekilde yetişkin bir organizma kopyalanırken de çekirdeği çıkartılmış bu yumurta ile vücudun herhangi bir yerinden alınan hücre kaynaştırılmaktadır. Bilim adamları yakın bir zamana kadar vücuttan alınan yetişkin hücrelerin bir embriyo gibi davranamayacağını düşünmekteydi. Ancak, Dolly'nin üretilmesiyle birlikte yumurtanın içeriğinde bulunan bazı moleküllerin bu tür bir hücrenin de üremeyle ilgili genleri uyarabileceğini ve bu hücrenin de bir embriyo gibi davranmasını sağladığı anlaşılmıştır.
http://www.kokhucre.com/resimler/klon03.jpg
      Erken dönemde (3-5 günlük )embriyo biyopsisi. Elde edilen blastomer pratikte implantasyon öncesi (preimplantasyon) genetik tanı amacıyla (PGD) kullanılmaktadır). T-Totipotent embriyonik kök hücreler (blastomer) embriyonun kopyalanmasında da kullanılabilir. Embriyonik kök hücreleri embriyoyu parçalayarak elde etme olanağı vardır (immun cerrahi). Elde edilen ikiz hücrelerle yeni kopya embriyolar üretilebilir.

     Dolly kopyalanırken boşaltılmış yumurta içerisine yerleştirilen bu hücre hayvanın meme başından alınmıştır. Dolly'nin kopyalanmasının amacı özel bir türün devamlılığını sağlamaktır. Doll içerdiği genetik yapı nedeniyle özel bir cinstir. Bu şekilde genetik yapısı değiştirilerek üretilen hayvanlara transgenik hayvanlar denilmektedir. Bu hayvanlar özel proteinlerin elde edildiği bir tür biyolojik makine gibi kullanılmaktadır. Aynı zamanda, tıpta bu tür hayvanlar genlerin işlevlerinin ve hastalıkların nedenlerinin anlaşılmasında ve buna bağlı olarak yeni tedavilerin geliştirmesi amacıyla da kullanılmaktadır. Bu amaçla transgenik fareler çeşitli araştırma merkezlerinde üretilmektedir.


     Günümüzde yetişkin bir organizmanın kopyalanabilmesi kuramsal olarak tedaviye yönelik (terapötik) klonlama denilen bir tekniğin de tartışılmasına yol açmıştır. Bu teknik, boşaltılmış bir yumurta içerisine yerleştirilen vücut hücresinin meydana getirdiği bir embriyonun totipotent kök hücrelerininin tedavi amacıyla kullanılmasıdır. Bu hücreler hasta bireyden alınan bir hücreden kaynaklandıkları için, herhangi bir uyumsuzluğa neden olmayacakları gibi embriyonik kök hücrelerin bütün avantajlarına da sahiptirler. Aynı embriyo Dolly örneğinde olduğu gibi tedavi amacıyla kullanılmayıp taşıyıcı bir anneye nakledildiğinde bu hücrenin alındığı organizma kopyalanmış olacaktır.
     Tedaviye yönelik kopyalama bir canlı konumuna sahip olan embriyoların kullanılması nedeniyle etik ve moral açıdan tartışmalara yol açmaktadır. Embriyonik kök hücrelerden yumurta elde edilebilmesi konusundaki son gelişmeler bu tartışmaları azaltabilir, ancak tamamen önleyemeyeceği de bir gerçektir.

23/5/2009

Çevre Sorunları-Fen ve Teknoloji Proje Ödevi

http://www.mimdap.org/w/wp-content/uploads/2008/12/hava.jpg
Hava kirliliği
1-Çevre sorununa dönüştüren etkenler nelerdir?

Bugün çok önemli bir çevre problemi olan ve özellikle insan sağlığını etkileyen hava kirliliği ilk olarak, atmosfer bileşiklerinin değişmesiyle başlamaktadır. Atmosfer, genellikle içerisine karışan toksinli maddeleri* eriterek etkisiz hale getirmesine rağmen meteorolojik ve topoğrafik şartlara bağlı olarak devamlı bir şekilde kirlenmektedir. Çeşitli amaçlarla yakılan ateşler, fabrika ve ev bacalarının dumanları, araçların egzost gazları havaya zehirli gazlardan olan karbon monoksit, kükürt dioksit ve nitrik asit gibi gazların bol miktarda karışmasına neden olur.
Hava kirliliğine neden olan kirleticilerin, kaynaklarına göre hava kirliliği,* tabii kaynaklardan meydana gelen kirlilik ve insan faaliyetleri sonucu suni kaynaklardan meydana gelen kirlilik olmak üzere iki sınıfa ayrılır. Tabii kirliliği oluşturan, doğada bulunan kirletici kaynaklarından: tozlar, meteorlardan, yer yüzeyindeki büyük çöl alanlarından ve kumluk alanlardan rüzgarlarla atmosfere taşınırlar; orman yangınlari ile atmosfere önemli miktarlarda duman ve zehirli gazlar karışır; foto kimyasal olaylarla azot dioksit; yanardağlardaki volkanik faaliyetler sonucunda kükürt dioksit, hidrojen klorur, hidrojen flörür; deniz çalkalanmasından sodyum klorür sayılabilir.
Hava kirliliğinde, tabii kirlilik kaynaklarından çok suni kaynaklardan meydan gelen kirlilik önemlidir. Çünkü günümüzde insanları en çok ilgilendiren, özellikle büyük yerleşim merkezleri ve sanayi alanlarındaki hava kirliliğidir. Bu kirlilikte daha çok insan faaliyetleri sonucu meydana gelir.

İnsan Yapımı Kirlilik Kaynaklarını İse Kabaca :
1-Ulaşım
2-Katı yakıtlar
3-Elektrik santralleri
4-Endüstri ve ısınma için kullanılan yakıtlar
5-Endüstriyel işlemler** olarak sıralanabilir.
İnsan tarafından oluşturulan kaynaklardan oluşan bu kirlilik, bulunan bölgenin endüstriyel gelişimi, nüfusu, şehirleşme durumu gibi faktörlere bağlı olarak değişim gösterir.

2-Bu sorun tam olarak nereyi etkilemektedir?
Hava kirliliğinin, başta insan sağlığı olmak üzere görüş mesafesi, materyaller, bitkiler ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri vardır.
Katı yakıtlar ve akaryakıt gibi karbonlu maddelerin tam yanmamasından meydana gelen katı ve sıvı parçacıkların bir gaz karışımı olan duman, hava kirliliğinin bir çeşididir ve görüş uzaklığını azaltıcı bir etkiye sahiptir. Hava kirliliğinin, sanatsal ve mimari yapılar üzerinde tahrip edici ve bozucu etkisi vardır. Bitkiler üzerinde ise öldürücü ve büyümelerini engelleyici olabilmektedir. Bu nedenle hava kirliliği hem canlıların sağlığı açısından, hem de ekonomik yönden zarar vericidir.
3- Bu sorunun neden kaynaklanmaktadır?
Doğal Kaynaklar: Yanardağ volkan faaliyetleri, orman yangınları ve bitki örtüsünün bozulması verilebilir.
Yapay kaynaklar: İnsanların faaliyetleri sonucu oluşan kaynaklardır. Bunlara ısınma amacıyla konutlarda yakıt kullanımı, sanayi faaliyetleri ve trafik verilebilir.
1.Isınmadan Kaynaklanan Hava Kirliliği
Kentlerimizdeki ısınmadan kaynaklanan hava kirliliği özellikle kış döneminin başlaması ile birlikte artış göstermektedir.
Kış aylarında ısınmadan kaynaklanan hava kirliliğinin temel sebepleri; ısınmada kalitesiz yakıtların (kükürt, kül ve nem oranı yüksek kalori değeri düşük kömürler) iyileştirilme işlemine tabi tutulmadan kullanılması, yanlış yakma tekniklerinin uygulanması ve kullanılan kazanların bakımlarının düzenli olarak yapılmaması olarak sıralanabilir.
Bunların yanı sıra hızlı nüfus artışı ve kentlerde nüfus yoğunlaşması, topoğrafik ve meteorolojik şartlara göre şehirlerin yanlış yerleşmesi ve dolayısıyla çarpık kentleşme şehirlerimizde görülen hava kirliliğini artırmaktadır.
Kış aylarında ısınma amacıyla soba ve kaloriferlerde genellikle odun, kömür, fuel-oil ve doğal gaz yakılmaktadır. Soba veya kalorifer kazan bacalarından çıkan gazlara genel kirleticiler denilmektedir. Bunlar; karbonmonoksit (CO), kükürtdioksit (SO2), azotdioksitler ve partikül maddeler (is, kurum ve toz) dir.
2. Sanayiden Kaynaklanan Hava Kirliliği
Fabrikaların bacalarından çıkan kimyasal gazlar, tozlar ve dumanlar havayı kirletmektedir. Fabrikalarda enerji ihtiyacı için yakılan yakıtlar ve fabrikada yapılan işlemden oluşan kirleticiler baca ile havaya atılarak kirliliğe neden olmaktadır.
Günlük ihtiyaçlarımızın karşılanması, yurdumuzun kalkınması, yeni iş sahalarının açılarak işsizliğin önlenmesi için bu fabrikaların mutlaka çalışması ve üretimlerini sürdürmesi gerekir. Burada önemli olan hem kalkınmayı sürdürmek ve hem de çevreyi korumaktır.
İşyerleri, fabrikalar çevreyi kirletmemek için gerekli önlemleri almalıdır. Örneğin, temiz enerji kaynakları kullanmalı, filtre sistemleri kurulmalı, geri dönüşümü mümkün olan hammaddeler kullanılmalı, personel çevre konusunda eğitilmeli, yeşillendirme çalışmaları yapılmalı, teknolojik yenilikler takip edilmeli ve uygulanmalıdır. Sanayileşmenin yer seçimi önemlidir. En önemlisi yetkili kurumlardan gerekli izinler, mutlaka alınmalıdır.
3. Trafikten Kaynaklanan Hava Kirliliği
Ulaşım araçları günlük yaşantımızın bir parçasıdır. Her gün değişik şekilde yararlandığımız bu motorlu karayolu taşıtları havaya verdikleri kirletici gaz ve taneciklerle çevremizi ve soluduğumuz havayı kirletmektedir.
Hava kirliliğinin yarısı motorlu taşıtlarından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle büyük kentlerin ana cadde ve kavşaklarında, karayolları çevrelerinde havayı kirleten madde emisyonları (atmosfere atılan gaz, toz, is v.s.) önemli boyutlardadır.
Bir insanın günlük ihtiyacı olan 15 m3 temiz havayı bir tek taşıtın sadece 10 dakikalık bir süre içerisinde tehlikeli hale dönüştürmesi, kentlerdeki yüz binlerce taşıtın neden olduğu hava kirliliğinin boyutu hakkında bizlere yeterli bir fikir verebilir.
Şehir trafiğindeki araçlar; teknik bakımlarının yeterince yapılmaması, bilinçsiz kullanımı ve bir kısmının çok eski oluşları nedeniyle kirletici özellikleri bir kat daha artarak, önemli kirletici kaynak durumundadırlar.
Taşıtlarda hava kirliliğine neden olan kirletici kaynaklar, motor cinsine göre değişmektedir. Taşıtlarda benzinli ve dizel motor olmak üzere iki tür motor kullanılmaktadır. Benzinli motorla çalışan bir taşıtın başlıca kirletici kaynakları; egzoz borusu, benzin deposu, kartel havalandırma, karbüratör, fren balataları ve lastiklerdir.
Dizel motorlu taşıtlarda ise başlıca kirletici kaynakları egzoz borusu, fren balataları ve lastiklerdir. Egzozdan üç tür duman çıkar. Siyah duman, tam yanmamış yakıt taneciklerinin oluşturduğu dumandır. Uygun yanma koşullarının olmadığını gösterir. Gri-Beyaz duman, tam yanma artığı maddelerin oluşturduğu dumandır. Uygun yanma koşullarının olduğunu gösterir. Mavi duman, yanmamış yakıt ve yağ karışımı olup, genellikle motorun bakıma ihtiyacı olduğunu gösterir.
Taşıtlardan kaynaklanan kirleticiler, genel ve özel kirleticiler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Egzoz gazları içinde bulunan karbondioksit (CO2), su buharı (H2O), hidrojen (H2) ve azot (N2) gazları kirletici olarak kabul edilmemektedir. Egzoz gazı içerisindeki karbon monoksit (CO), partikül madde (is, toz, tanecik v.s.) ve hidrokarbonlar genel kirleticiler olarak kabul edilmektedir. Benzinli taşıtlarda ise kurşun (Pb) bileşikleri önemli bir kirleticidir
4.Çevre ve insanlar üzerindeki etkileri nelerdir?
Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri, atmosferde yüksek miktardaki zararlı maddelerin solunması sonucu ortaya çıkar. İnsanların sağlıklı ve rahat yaşayabilmesi için teneffüs edilen havanın mutlaka temiz olması gerekir. Havanın doğal yapısını bozan ve kirleten maddelerin başka bir deyişle kirli havanın solunması, özellikle akciğer dokularını tahrip edici ve öldürücü olabilmektedir. Solunum yolu ile alınan hava içerisindeki parçacıklar ve duman, teneffüs esnasında yutulur ve akciğerlere kadar ulaşır. Solunum sisteminin derinliklerinde depolanan bu parçacıklar, akciğer kanserlerine kadar varan hasarlar yapabilmektedir. Diğer taraftan kömür ve diğer yakıtların yanmasından oluşan duman ve isin astım, çeşitli burun ve boğaz hastalıkları hatta mide hastalıkları gibi özellikle solunum yolları ile ilgili hastalıklara belirli ölçüde sebep olabileceği öne sürülmektedir. Şiddetli hava kirliliğine maruz kalınması durumunda, bunun insan sağlığına olan etkisi ile hava kirliliğinin düşük miktarlarına, uzun zaman maruz kalmanın etkileri farklı olmaktadır.
5.Sorunun çözülmemesi halinde ortaya çıkacak problemler nelerdir?
Yakın gelecekte topraklarımızda yetişen ürünler kanserojen maddeler ihtiva edecekleri için, bölgemizde ziraat ve hayvancılık yapılamaz hale gelecektir. Yine tedbir alınmazsa, yakın gelecekte asit yağmurları ve toplu ölümlerin başlayacağı resmi raporlarla tespit edilmiştir.  

Bilim adamları önlem alınmazsa sera etkisinin giderek artacağını buna bağlı olarak 2050 yılına kadar sıcaklık ortalamasının 5°C artacağını tahmin etmektedirler. Bunun sonucunda iklim felaketlerinin olacağı kutuplarda buzulların erimesiyle deniz
seviyesinin yükselip yerleşim yerlerinin büyük kısmının sular altında kalacağını
söylemektedirler.
Dünyanın etrafındaki ozon tabakası güneşten gelen ve canlılar için çok tehlikeli
olan ultraviyole ışınlarının büyük kısmını soğurarak (emerek) yeryüzüne ulaşmasını
engeller. Ancak soğutucularda ve spreylerde kullanılan kloroşoro karbon gazları ozon
tabakasını tahrip ederek incelmesine sebep olurlar. Bu olay canlılar için çok tehlikeli
olan ultroviyole ışınlarının fazla miktarda yeryüzüne ulaşmasına neden olur. Ozon
tabakasının tahribi sera etkisine de neden olmaktadır. Ultraviyole ışınları cilt kanseri
katarakt gibi hastalıkların artmasına birçok bitki ve hayvan türlerinin yok olmasına
sebep olmaktadır.

6.Sorunun nasıl çözüleceği ile ilgili plan
Özellikle sanayi merkezleri ve büyük yerleşim alanları üzerinde daha çok hissedilen hava kirliliğinin azaltılması amacıyla birtakım önlemlerin alınması gerekir. Bunlardan bazılarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
- Sanayi ve iş merkezlerinin mümkün olduğu kadar yerleşim merkezleri dışına alınması
- Kişisel vasıta kullanımı yerine toplu taşımacılığın yaygınlaştırılması ve elektrikli taşıma araçlarının geliştirilmesi ve kullanımının artırılması
- Konutlarda yakıt yakma tekniklerinin geliştirilmesi ve özellikle sanayi alanlarındaki bacalara, hava filtrelerinin takılması ayrıca yakıt olarak doğal gaz kullanımının yaygınlaştırılması
- Şehir merkezlerindeki yoğun trafiğin çevre yollara aktarılması
- Ağaçlandırma çalışmalarının artırılması, özellikle hava kirliliğinin yoğun olduğu yerlerde* yeşil alanların artırılması
- Şehir yerleşim planlarında meteorolojik faktörlerin özellikle rüzgar durumunun göz önünde bulundurulması
- Halkın, hava kirliliği konusunda bilinçlendirilmesi için ilköğretimden başlamak üzere tüm okullarda ve sivil toplum örgütlerince bu amaca yönelik eğitim programlarının hazırlanması.

12/5/2009

Dolaşım sistemini hakkında araştırma yapma ve poster hazırlama

http://www.iska.gov.tr/ilkyardim/dolasimsistemi.jpg

Tüm canlı organizmaların yaşayabilmesi için beslenme-boşaltım, solunum yapması gereklidir. Gelişmiş yapılı, büyük vücutlu canlılarda besinlerin ve temiz havanın vücuda yayılmasını, hücrelerde oluşan artıkların boşaltım organlarına ulaştırılmasını sağlayan yapılara dolaşım sistemi denir.

Dolaşım sistemi çiçekli bitkiler, eklem bacaklılar, yumuşakçalar, derisi dikenliler ve omurgalı canlılarda bulunur. Genel olarak tüm sistemlerle ilişkili olan dolaşım sistemi kalp, damarlar ve kan dokusundan oluşur.

İnsanlarda dolaşım sistemi;

  • Sindirilmiş besinleri, su ve mineralleri hücrelere taşıma,
  • Akciğerden alınan oksijeni hücrelere taşıma
  • İç salgı bezlerinin ürettiği hormonları hedef organlara iletme
  • Karaciğerin ürettiği ısıyı tüm vücuda yayma,
  • Hücrelerin ürettiği artık maddeleri böbreğe ve deriye taşıma,
  • Solunum sonucu oluşan karbondioksiti akciğerlere taşıma,
  • Bağışıklık elemanı olan akyuvar ve antikorları vücuda yayma görevlerini yaparlar.

I.                    Dolaşım Sisteminin Yapısı

Kapalı kan dolaşımına sahip olan insanda kalp, atar, toplar, kılcal damarlar ve kan sıvısı dolaşım sistemini oluşturur. Dolaşım sisteminin çalışması istemsiz olup, kalp ve kaslı damarların çalışma düzenini omurilik soğanı ayarlar.

  1. Kalp

Göğüs kafesi içerisinde ve 2 akciğer arasındaki boşlukta bulunur. Etrafını çeviren kemik kafes kalbi, çalışması esnasında korur. Yaklaşık yumruk büyüklüğünde olan bir kalp bir pompa gibi çalışarak kan sıvısının damarlar içerisinde hareketini sağlar.

  1. Kalbin Yapısı

Kalbin üzerinde kalın, esnek ve dayanıklı bir zar (Perikard) bulunur. Bu zar ile kalp arasında kaygan bir sıvı vardır. Bu sıvı kalbin daha rahat çalışmasını sağlar. Kalbin duvarları çizgili (kırmızılı) kaslardan yapılmıştır. Kalp kası ritmik ve hızlı kasılır. Kalbin çalışması esnasında üst bölgesi olan kulakçıklar emici, alt bölgesi olan karıncıklar pompalayıcı bir kuvvet oluşturur.

İnsanlarda kalp iki kulakçık ve iki karıncık olmak üzere dört gözlüdür. Kalbin sol bölümünde temiz kan, sağ bölümünde ise kirli kan bulunur.

Kalp kaslarının beslenmesini koroner damarlar sağlar. Dört odacıklı olan kalbin üstteki 2 odacığına kulakçık denir. Kulakçıklar toplardamarlarla bağlantılıdır. Alttaki iki odacığına da karıncık denir. Karıncıklar atardamarlar ile bağlantılıdır. Kalpte kulakçıklar ile karıncıklar arasında tek yönlü açılan kapakçıklar bulunur. Bu kapakçıklar karıncıkların kasılması sırasında kanın geriye dönmesini önler.

  1. Kalbin Çalışması

Kasılıp – gevşeyerek çalışır. Kasılma sırasında ilk önce kulakçıklar kasılıp kanı karıncıklara pompalar, daha sonra ise karıncıklar kasılarak kanı kalpten vücuda pompalar.

  1.  
    • Kulakçıkların kasılması esnasında;

Sağ kulakçık, vücut toplardamarından kirli kanı emer. Sol kulakçık, akciğer toplardamarından temiz kanı emer.

  1.  
    • Karıncıkların kasılması esnasında;

Sağ karıncık akciğer atardamarına kirli kanı pompalar. Sol karıncık aort atardamarına temiz kanı pompalar.

Not : Kulakçıklar kasılırken, karıncıklar gevşer, karıncıklar kasılırken kulakçıklar gevşer. Odacıklar kasılırken kan pompalanır ve gevşerken kan dolar.

Kalbin, atışı esnasında damarlarda oluşturduğu sarsıntıya nabız, atardamarlarda akan kanın oluşturduğu basınca tansiyon denir.

  1. Damarlar

Kanın dolaştığı kanallardır. Yapı ve görevine göre 3 çeşit kan damarı bulunur.

  1. Atardamarlar

Kanı kalpten vücuda götüren damarlardır. Temiz kan taşır. (Akciğer atardamarı hariç) Temiz kanı kalpten vücuda taşıyan damar aort atardamarıdır. Çeperleri kalın ve esnektir.  Tansiyonun en fazla olduğu damardır.

  1. Toplar Damarlar

Kanı vücuttan kalbe getiren damardır. Çeperleri atar damarlardan daha incedir. Vücutta, kalp seviyesinin altında kalan toplardamarlarda kanın geri akışını engelleyen kapakçıklar bulunur. Kirli kan taşırlar. (Akciğer toplardamarı hariç)

Not : Karaciğer kapı toplardamarı, bağırsaktan emilen besinleri karaciğere getirir.

Not : Atardamarlarla toplardamarların yapısında damarın çeşidine göre ince yada kalın bir kas tabakası bulunur. Damar kasları, kanın hareketini ve kan basıncını ayarlar.

  1. Kılcal Damarlar

Tek sıralı epitel hücrelerinden oluşmuş olup ince yapılıdır. Atardamarlar ile toplardamarlar arasında bağlantıyı sağlar. Bir atardamarla bir toplardamar arasında yüzlerce kılcal damar bulunabilir.  Kılcal damarlar kan sıvısı ile doku hücreleri arasındaki temas yüzeyini artırır. Kan ile hücreler arasındaki madde alışverişini sağlar. Kılcal damarlardan;

-          Oksijen ve besin hücrelere geçer.

-          Karbondioksit ve atık maddeler de hücrelerden kılcal damarlara geçer.

  1. Kan

Vücudun sıvı olan tek dokusudur. İçeriğinin %90 kadarı su olduğu için akıcıdır. Damarlar içerisindeki madde taşınmasında rol oynar. Kan dokusu 2 kısımdan oluşur.

1.       Kan Sıvısı (Plazma)

Bol miktarda su, organik (glikoz, aminoasit, protein) ve inorganik maddeler ve minerallerden meydana gelmiştir.

Kan proteinleri, hormonlar, antikorlar ve üre kan sıvısında bulunur. Görevi hücrelere besin taşımak ve artıkları dokulardan uzaklaştırmaktır.

Not:   CO2 miktarı fazla olan kana kirli kan, O2 miktarı fazla olan kana temiz kan denir.

Kan sıvısındaki hücreler ve proteinlerin elenmesiyle elde edilen sarı renkli sıvı kısma serum denir. Serum içerisinde besinler ve antikorlar bulunur.

2.       Kan Hücreleri

      Kan sıvısında özel görevi olan üç çeşit hücre vardır.

·         Alyuvarlar (Eritrositler) : Kırmızı kemik iliğinde üretilirler. Yaşlanmış alyuvarlar karaciğerde parçalanır. Çekirdekleri yoktur. Oksijen ve karbondioksit taşınmasında görevlidir. Yapısında oksijen taşıyan ve kana kırmızı rengini veren hemoglobin (Fe içerir) bulundurur. Kan gruplarının oluşmasını sağlayan özel proteinleri (Antijen) taşır.

·         Akyuvarlar (Lökositler) : Sarı kemik iliği, dalak ve lenf bezlerine üretilirler. Vücudu mikroplara karşı korurlar ve antikor üretirler. Hastalık anında sayıları artar. Hareket ederek damar dışına çıkabilirler ve yıpranmış, ölü hücreleri yiyerek temizlerler. Çekirdekleri vardır.

·         Kan Pulcukları (Trombosit) : Kanın damar dışına çıkması halinde pıhtılaşmasını sağlarlar. (Fibrinojen proteini ile) Karaciğer tarafından üretilen Heparin maddesi ise kanın damar içinde pıhtılaşmasını engeller. Renksiz olup çekirdek taşımazlar. Çalışması için K vitaminleri gereklidir.

II.                  Dolaşım Şekilleri

1.       Küçük Kan Dolaşımı

Bu dolaşım şeklinin amacı kirli kanı oksijen yönüyle zenginleştirmek yani kanı temizlemektir. İzlediği yol sağ karıncıkta başlayıp sol kulakçıkta biter.

Sağ karıncıktaki kirli kan akciğer atar damarı ile akciğerlere götürülüp orada temizlenir. Temizlenen kanın akciğer toplar damarıyla kalbin sol kulakçığına getirilmesine küçük kan dolaşımı denir.

                      Kirli                               kirli              temiz                                      temiz

Sağ Karıncık    Akciğer atardamarı    Akciğer       Akciğer Toplardamarı       Sol kulakçık

2.       Büyük Kan Dolaşımı

Bu dolaşımın amacı temizlenen kanı vücuda dağıtıp, kirli kanı kalbin sağ kulakçığına getirmektir.

Sol karıncıktaki temiz kan aort atardamarıyla tüm vücuda gönderilir. Vücuttan toplanan kirli kan toplar damar ile kalbi sağ kulakçığına gelir.

                     temiz                            temiz            kirli                          kirli

Sol Karıncık        Aort atardamarı        Vücut       Toplardamar      Sağ kulakçık

III.                Lenf Dolaşımı

Lenf kanalları, lenf bezleri ve lenf organlarından oluşur. Sindirim sonucu oluşan yağ asitleri ve gliserolü taşıyarak kan sıvısına aktarır. Çok sayıda akyuvar içerdiği için vücut savunmasında görevlidir. Lenf bezleri antikor üretir. Hastalarda lenf bezleri şişer. (Bademcik, dalak v.s.)

IV.                Kan Grupları

Kana kırmızı rengini veren alyuvarlar, üzerlerinde taşıdıkları özel kan proteinleri etkisiyle de kan gruplarının oluşmasını sağlar. Bu özel proteinler 3 çeşittir. A, B ve Rh proteinleri alyuvarlarda bulunup bulunmamalarına göre çok sayıda kan grubu oluşur.

·         A grubu : Alyuvarların yapısında A proteinleri bulunur.

·         B grubu : Alyuvarların yapısında B proteinleri bulunur.

·         AB grubu : Alyuvarların yapısında hem A hem de B proteinleri karışık olarak bulunur.

·         O grubu : Alyuvarların yapısında A ve B proteinleri bulunmaz.

·         Rh (+) grubu : Alyuvarların yapısında Rh proteinleri bulunur.

·         Rh (-) grubu : Alyuvarların yapısında Rh proteinleri bulunmaz.

 

Bağışıklık mekanizmasının bir ürünü olan bazı özel antikorlar (çökeltici madde) da kanda bulunabilir. Bunlarında 3 çeşidi vardır. A antikoru, B antikoru ve Rh antikorudur.

 

Kan Grubu

Antijen

Antikor

A

A

B antikoru

B

B

A antikoru

AB

A ve B

Antikor yok

0

Antijen yok

A ve B antikoru

Rh+

Rh

Antikor yok

Rh-

Antijen yok

Rh antikoru

Hiçbir kanın yapısında aynı isimli protein ve antikorlar yan yana bulunmazlar Çünkü aynı isimli protein ve antikorlar karşılıklı etkileşecek olurlarsa birbirlerini tutarak katılaşır ve çökelirler.

Bu nedenle ;

Not : A proteini + A antikoru çökelir.

        B proteini + B antikoru çökelir.

        Rh proteini + Rh antikoru çökelir.

 

A grubunda       B antikoru

B grubunda       A antikoru

0 grubunda       A ve B antikorları

Rh(-)  grubunda       Rh antikoru bulunur.

Rh(+)  grubunda      Rh antikoru bulunmaz.

AB grubunda A ve B antikoru bulunmaz.

 

Kan alış verişlerinin yapılabilmesi için alan ve veren kişilerin kan proteinleri ile antikorlarına bakılır. Buna göre de her grup kendisinden kan alabilir.

 

Not : AB0 sisteminde 0 grubu genel verici, AB ise genel alıcı olarak adlandırılır.

TV'de Bugün

Güncel Haberler