İNSANDA BİYOKÜLTÜREL EVRİM
18 12 2014

İNSANDA BİYOKÜLTÜREL EVRİM

insanlar nerede, nerelerde, ne zaman, kaç bin ya da kaç milyon yıl önce, nasıl ortaya çıkmışlardır? Ne şekilde yaşamışlar, nasıl beslenmişler, nerelerde barınmışlardır? Günümüzün modern insanı ile nasıl bir benzerlik vardı? Yoksa görünümleri farklı mıydı? Görünümleri ve zekâları farklı idiyse, bugünkü Homo sapiens evrimi ne kadar zamanda ve nasıl oluşmuştur? Bu konuda çalışan araştırmacı ve uzmanların somut bulguları getirdikleri yorumlar ele alınarak bu sorular yanıtlanmaya çalışılacaktır.

İnsanın nasıl tanımlanabileceği oldukça önemli bir sorundur. Çünkü bakış açısına göre yanıtlar değişir ve bakış açıları birbirine uymayanların yanıtları çok zaman birbirine yakın bile olmayabilir. Yüzyılın başlarında insanın çevreye uyum yeteneğinin, daha sonraki yıllarda düşüncesinin, 1950'li yıllarda alet yapımının, 1960'larda önce dilinin daha sonraları avcılığının, insanın diğer canlılardan farklı olan özellikleri şeklinde düşünüldü (Arsebük 1995a). Ancak insanın hayvanlardan farklı olan yalnızca bir özelliği olmadığı ve insanın pek çok yönüyle diğer hayvanlardan farklı, pek çok yönüyle de aynı olduğu kabul edinilebilir. Bedensel özellikleri göz önüne alındığında, insanın doğal olarak iki ayağıyla dik yürüdüğü, vücuduna göre büyükçe olan karmaşık bir beyine sahip olduğu, yassı bir yüzü ve diğer dişleriyle yaklaşık aynı boyda olan köpek dişleri bulunduğu söylenebilir. Ancak insanı insan yapan değerlerin başında insanın kültürel yetkinliği, soyutlama ve alet yapabildiği, belli kurallara göre bir dili konuşabildiği, besinini paylaşıp ve tinsel düşüncelere sahip olabildiği gibi özellikler taşıyan bir canlı olduğu görülür. (Arsebük 1999). Kısacası insanı tanımlamak için tek bir özellikten çok, özellikler bütününü önermek daha mantıklı olarak görülmektedir.   Canlıların yaratıldıktan sonra değişime uğramadıklarını ileri süren ve türlerin değişmezliğini benimseyen kuramların aksine, evrim kavramı, en temel ifadesiyle canlıların değişime uğradıklarını, bu değişimlerin ve uzun birikimlerin sonunda daha karmaşık, daha çok sayıda türlerin ortaya çıktığını ileri sürmektedir. Avrupa'da, 17. ve 18. yüzyılda Rönesans ile başlayan Bilim Devrimi ile birlikte statik evren görüşü de terk edilmeye başlanmıştır. 17. yüzyılda İngiliz botanik bilgini John Ray'in öncülüğünde bitki ve hayvan türlerinin sınıflandırılması ve isimlendirilmesi çalışmaları, 18. yüzyılda İsveç'li doğa bilgini Carolus Linnaeus ile bir sisteme oturmuştur. Bu sisteme göre doğadaki her canlı organizma cins ve tür olmak üzere ikili isimlendirme (binomial) sistemiyle tanımlanır.  Linnaeus sınıflandırmasına göre insan; Alem:Animalia ( Hayvanlar alemi) Phylum: Cordata (Kordalılar), Classis: Mamalia(Memeliler),Ordo:  Primatlar, Familia: Hominidae, Genus:Homo, Species: sapiens olarak sınıflandırılır . Bu insanın biyolojik kimliğidir. Yaşayan her canlının bir akrabalık ilişkisi içinde bulunduğu göz önüne alındığında, insanın en yakın akrabalarının diğer primatlar olduğu görülmektedir.

115
0
0
Yorum Yaz