eğitimci - Blogcu




Anasayfa | Rss | E-Mail

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

EĞİTİMCİ.........EĞİTİM ADINA ARADIĞINIZ HER ŞEY BURDA!!!... ..HOŞ GELDİNİZZZZ...EĞİTİMCİ!!!.....

8/10/2009

Birey ve Toplum-5.Sınıf Türkçe Konu Anlatımı

KENDİMİZİ SINAYALIM VERİLEN SÖZÜ TUTMAK

Çocuklar,

Bilmem dikkat ettiniz mi? Birçok kimse, verilen sözü tutmamanın onur kırıcı bir davra­nış olduğunu düşünmez. Çağrıldıkları yere yarım saat, bir saat geç giderler. Her neden­se, toplantıya tam vaktinde gitmek öteden beri umursanmayan bir davranıştır. Bu kötü alışkanlıktan kendinizi koruyunuz. Her işi vaktinde yapmaya alışınız. Birine verdiğiniz sözü mutlaka tutunuz.

                                                                                                    Selim Sırrı TARCAN

                                                                                                        Yaşama Bilgisi

Aşağıdaki üç soruyu metne göre yanıtlayın.

1. Verilen sözü tutmak nasıl bir davranıştır?

A) zevk verici           B) onur verici                C) üzüntü verici             D) acı verici

2.  Yazar bir toplantıya zamanında gitmemeyi nasıl bir davranış olarak nitelendiriyor? A) doğal  B) uygun          C) umursanmayan          D) olağan dışı

3.  Aşağıdakilerden hangisi yazarın çocuklara verdiği öğütlerden biri değildir?

 

A)  Her işi zamanında yapmaya alışınız.

B)   Verdiğiniz sözü tutunuz.

C)  Çağrıldığınız yere geç gitme alışkanlığından kendinizi koruyunuz.

D)  Çağrıldığınız yere biraz geç kalabilirsiniz.

4. "Çağrıldıkları yere yarım saat geç giderler."
"Babam, "Karşıdan karşıya yeşil ışıkta geç." dedi."

Yukarıdaki iki cümlede koyu yazılan kelimeler anlam ilişkisi bakımından nasıl adlandırılır?
A) eş anlamlı
                         B) zıt anlamlı                 C) eş sesli                     D) mecaz anlamlı

5. Aşağıdakilerden hangisi "dayanışma" yı anlatan bir atasözüdür?

A)   Yazın başı pişenin, kışın aşı pişer.

B)   Bugünün işini yarına bırakma

C)   Bir elin nesi var, iki elin sesi var.

D)   Demir tavında, her şey vaktinde gerek.

6. Aşağıda birinci sırada verilen kelimeleri, ikinci sıradaki zıt anlamlılarıyla eşleştirin.

bol      uzun   hafif    eğri

çok     büyük büğrü ağır     düz     sert     kısa     dar

……………………………………………………………………………………………

7. Atatürk'ün "Yurtta barış, dünyada barış" özdeyişiyle vermek istediği mesajı yazın.

……………………………………………………………………………………………

 

Aşağıdaki açıklamaları okuyarak doğru olanların başına D, yanlış olanların başına Y harfini koyun.

8.     (   ) Nasrettin Hoca, masallarıyla ünlü bir halk düşünürüdür.

9.     (   ) Mustafa Ruhi Şirin "çocuk yazarı" olarak tanınır.

10. (   ) Kendimizi başkasının yerine koyarak onun duygu ve düşüncelerini anlamaya
çalışmak, empati kurmak demektir.

8/10/2009

ÖĞRENME ALANI : BİREY VE TOPLUM-ÜNİTE : HAKLARIMI ÖĞRENİYORUM-5.Sınıf Sosyal Bilgiler

Çocuk Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edilerek 2 Eylül 1990 tarihinde de yürürlüğe konulmuştur. (1) Kongre hem sivil hem de politik alanda ekonomik, sosyal ve kültürel haklar açısından Uluslararası İnsan Hakları’nın uygulamalı tek çalışmasıdır. Anlaşmaya göre devletler bu haklara saygı göstereceklerini imza koyarak kabul etmektedirler. Çocuk Hakları Söz[eşmesi halen var olan en geniş uluslararası kabul görmüş ve katılımlı sözleşmedir Devletlerin büyük çoğunluğunun bu sözleşmenin prensiplerine katılmış olduğu görülmektedir.

Temel iki kavramın altının çizilmesi gerektiği özellikle çocuk hakları sözleşmesinden sonra ortaya çıkmıştır.

1 -Çocuğun birey olarak var olduğu ve haklarının bulunduğu,

2- Çocuğun yararları ilkesinin temel ilke olarak değerlendirilmesi gerekliliği,

Uluslararası bildirgeler incelendiğinde çocuk istismarı ve ihmali olayına yer veren hukuki bağlayıcılığa sahip bir belgenin 1989 tarihine kadar varolmadığı görülmektedir. Çocuklar. çocuk hakları ve çocuk refah, 1945 yılında kurulduğundan bu yana Birleşmiş Milletlerin merkezi ilgi odaklarından birini oluşturmuştur.

Genel Kurul un gerçekleştirdiği ilk çalışmalardan biri bugün çocuklara yönelik uluslararası, yardım çalışmalarının temel direği durumunda olan Birleşmiş Milletler Çocuklar Yardım Fonunun (UNICEF) kurulması olmuştur. Genel Kurul tarafından 1948 yılında kabul edilen insan Hakları Evrensel Bildirgesi, çocukların özel olarak özen ve bakıma kavuşturmaları gerektiğini kabul etmiştir. 0 dönemden sonra Birleşmiş Milletler çocuk haklarına yönelik olarak 1959 yılında Çocuk Hakları Bildirisini kabul etmiştir. Bu bildiride yer verilen çocuk haklarına uluslararası yasa gücünü kazandıran ilke metin ise Çocuk Haklarına dair sözleşmedir. Bu sözleşme 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda oybirliği ile kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyetinde zamanın Cumhurbaşkanınca 14 Eylül 1990’da imzalanan Çocuk Hakları Sözleşmesi Aralık 1994 de Meclisten geçirilerek yürürlüğe girmiştir. (2)

Çocuk haklarını yasal ve manevi haklar olarak iki grupta incelemekte fayda vardır Yasal bir hak, ülkesinin yasası tarafından verilen ve uygulanan bir hak ve yetkidir. Manevi hak ise. doğrulanabilir bir yetkiyi tanımlamaktadır. Yasal bir hakkın hukukun adli mekanizmasıyla uygulanabilir olması zorunludur, oysa manevi bir hak her zaman uygulanamaz. Ancak manevi hakların, yasal hakların oluşumunda bir etken olabileceği unutulmamalıdır.

Çocuk Haklarını şu alt başlıklarda incelemek mümkündür.

1- Refah Hakları: Bu haklar bütün çocukların beslenme. tıbbi hizmet ve barınma ve eğitim gereksinimlerini Sağlar.

2 Korumacı Haklar: Çocukları yetersiz ilgiden. ev içindeki ihmal, fiziksel ya da duygusal istismardan ya da başka herhangi bir tehlikeden koruyacak haklarla ilgilidir. Korumacı hakların, çocukları yetişkinlere bağımlı kıldığın, ve özerkliklerini yok ettiği için e!eştiren kimi çocuk hakları savunucuları, korumacı hakların tanımlanması ve uygulanmasında çok hassas olmak gerektiğini ileri sürmektedirler.

3-Yetişkin Hakları: Aynı anda yetişkinlerin tek başlarına sahip oldukları haklara. çocukların da sahip olmalar, gerektiğini söylemektedir. Bu istek yaşın, ayrıcalık vermek ya da yadsımak için keyfi ve akıl dışı bir denektaşı olduğu görüşüne dayanmaktadır. Bu yetişkin haklarını genç insanlara tanımak, onların bu önemli alanlardaki özerkliklerini ve bağımsızlıklarını arttıracaktır.

4-Ana-Baba/ara karşı Haklar: Çocukların reşitlik yaşına ulaşmadan önce, ana-babaları karşısında daha fazla bağımsızlık sahibi olmaları gerektiğini ifade eder. Yetişkin hakları gibi bu hakların amacı da çocukları korumak değil. kişisel özelliklerini artırmaktır.

Çocuk hakları konusunda korumacı ve özgürleştirici eğilimler olmak üzere iki temel yaklaşımın olduğu görülmektedir. Ancak, çocukların korunması ve çocuk haklarını n korunması zorunlu olarak birbirlerine karşıt değil! birbirlerini tamamlayıcı hedefler olarak değerlendirilmelidir. Korumacı yasalar. özgürleştiricilerin çocuklara genişletmeyi istedikleri yetişkinlerin haklarının yerine geçmemeli, onlara destek olmalıdır.

Türkiye’de çocuk hukuku ile ilgili gelişmelerin başlangıcı 19yüzyıldır. Bu alandaki önemli gelişmeler gerçek anlamda Cumhuriyet döneminde gerçekleşmiştir. Diğer hukuk sistemlerinin aksine Türk Hukuk Sisteminde çocukların korunmasına ait kurallar, esasları bakımından, doğrudan doğuya kanunlarla da desteklenmiştir. Bu kanunun model alındığı İsviçre kanunlarında da ayrı şekilde gözükmektedir.

Modern hukuk sistemlerinde çocukların korunması, çocuğunda bir şahsiyet yani insan olarak sevgiye ve şefkate layık olması ve birlik yani çocuğun, toplumun, milletin. devletin bir parçasını oluşturması ve kamu yararına korunması fikrine dayanır.

Memleketimizde ise uzun yıllar sosyal yardım ve bunun içinde çocuğun korunması dini kurumlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Osmanlı Devletinde bu sosyal kurumlar, ‘Vakıflar’ tarafından oluşturulmuştur.

Türkiye’de çocuğa önem vermek, onu ve haklarını korumaya yönelik kurumların kurulmaya başlanması 19.yüzyıla rastlar. Mithat Paşa, Tuna Eyaleti Valisi iken Çocuk ıslahhanelerine ait bir tüzük düzenlemiş ve aynı tüzük uygulanmak üzere Dahiliye Nezaretince 1868 yılında bütün valiliklere tamim edilmiştir. Sokaklarda dilenen çocuklarla, sakat erkek ve kadınların dilenmekten kurtarılmaları için Darülacezeler kurulması 1890 yılında Halil Rıfat paşanın sadrazamlığı zamanında düşünülmüş ve gerçekleşmesini II. Abdülhamit emretmiştir. Yine 1894 yılında çıkarılan “dilenciliğin mealine dair tüzük” o zamanlar için bu sahada küçümsenmeyecek önlemleri içermektedir. (3) Cumhuriyetle birlikte, Türk Medeni Kanunuyla çocukların haklarına ilişkin hükümler düzenlenmiş ve daha sonraları ise çıkarılan özel kanunlarla, medeni kanundaki haklar tamamlanmaya çalışılmıştır. ülkemizde. çocuğun ve haklarının korunmasıyla ilgili olarak çıkarılan ilk özel kanun 5387 nolu, Korunmaya Muhtaç Çocuklar Hakkında Kanun olup, 23 Mayıs 1949’da çıkarılmıştır. Daha sonra 1979 yılında ‘Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun”un kabulü ile çocuk yargılamasına özel bir statü kazandırılmıştır. Ancak yasa 1 Haziran 1982 de yürürlüğe girebilmiş ve yasada öngörülen çocuk mahkemeler ise 1988 yılında kurulabilmiştir. 27 Mayıs 1983 tarihinde ise “Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu” yürürlüğe girmiş böylelikle de korunmaya muhtaç çocuklar hakkında kanun yürürlükten kaldırılmıştır. 1986 yılında ise çıraklık ve mesleki eğitim kanunu çıkarılmıştır. Son olarak, çocukların korunmasıyla ilgili olarak çıkarılan önemli yasalardan birisi de özel eğitime muhtaç çocuklar kanunu”dur. (4)

Polonya otoriteleri, Uluslararası Çocuk Yılı (1979) öncesinde, bir Çocuk Hakları Sözleşmesi hazırlanması için öneride bulunurken, çocuk haklarının tutarlı ve bağlayıcı yasalar bütününe dayanması gerekçesini öne sürmüşlerdir. Yapılan çalışmalar sonucunda hazırlanan sözleşme metni, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından, 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edildikten sonra, 26 Ocak 1990 tarihinde imzaya açılmıştır. Sözleşme, daha imzaya açılışının ilk gününde 61 devlet tarafından imzalandı. Sözleşme, 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye ise, 30 Eylül 1990 tarihinde imzaladığı sözleşmeyi, Ocak 1995 yılında onaylamıştır. (1,2)

8/10/2009

Sayılar-Doğal Sayılar-5.Sınıf Matematik

1) Aşağıda rakamla verilen doğal sayıların okunuşlarını yazı ile yazın.

 

234 702: …………………………………………………………………………………………………..

1 099 002: …………………………………………………………………………………………………

12 400 105: ………………………………………………………………………………………………..

200 825 459: ………………………………………………………………………………………………

2 534 098: ………………………………………………………………………………………………….

23 456 100: ………………………………………………………………………………………………..

100 000 024: ………………………………………………………………………………………………

 

2) Aşağıda yazıyla verilen doğal sayıların okunuşlarını rakamla yazın.

 

On yedi milyon üç yüz yirmi beş bin on dokuz :  ……………………    

Elli altı milyon iki yüz on sekiz bin beş yüz on dört:  …………………..

İki milyon yüz yedi bin üç yüz kırk yedi:  …………………          

Yüz on milyon beş yüz elli bin üç yüz dört: ………………

Bir milyon yüz otuz bin yüz otuz: …………………….

Dokuz yüz doksan dokuz milyon dokuz yüz doksan dokuz bin dokuz yüz: …………………..

Üç yüz on milyon yüz kırk yedi bin yedi yüz yedi: ……………………………..

 

3) Aşağıdaki doğal sayıların basamak ve bölük adlarını tabloya yazınız.

1 256 784
76 809 125

8/10/2009

Vücudumuz Bilmecesini Çözelim-Boşaltım-5.Sınıf Fen ve Teknoloji

http://www.fenciforum.somee.com/Resimler/fenresimleri/bosaltim.jpg
BOŞALTIM SİSTEMİ

Boşaltım Sistemimiz Vücudumuzdan Atıkları Uzaklaştırır

Canlılar hayatsal faaliyetlerini yürütebilmek için dışarıdan besin alırlar. Bu besinleri enerji verici, yapıcı onarıcı ve düzenleyici olarak kullanırlar. Besin içeriklerinin hayatsal faaliyetlerde kullanılmasından sonra kalan su, madensel tuzlar, CO2, amonyak, üre ve ürik asit gibi zararlı maddelerin vücut dışına atılmasına boşaltım denir. Boşaltım olayını gerçekleştiren sisteme de boşaltım sistemi adı verilir. Boşaltım sistemi sayesinde sindirim sonucu hücrelerde oluşan artık maddeler, dışarıdan vücuda girmiş olan zararlı maddeler ve yararlı olmasına rağmen hücrelere fazla gelen maddeler vücut dışına atılır.

Vücudumuz için gerekli besin içerikleri, enerji üretimi için, yapım-onarım için ve düzenleyici olarak kullanılır. Bu sırada vücudumuza zararlı olan ve vücudumuzdan uzaklaştırılması gereken bazı atık maddeler de oluşur. Oluşan atık maddeler vücudumuzdan boşaltımda görevli yapı ve organlar tarafından uzaklaştırılır.

Atık Maddeleri Vücudumuzdan Uzaklaştıran Organlar

Böbrekler, akciğerler, karaciğer, deri ve kalın bağırsak atık maddeleri vücudumuzdan uzaklaştıran organlardır. Bu organlar atık maddeleri idrar, solunum, terleme ve dışkı yoluyla atar.  Eğer bu atık maddeler vücudumuzdan uzaklaştırılmadıkları takdirde zehirleyici olabilir. Bunun sonucu olarak vücudumuz görevlerini yerine getiremez. Aşağıdaki şemayı inceleyelim

Deri Vücudumuzdan suyun ve tuzun fazlasını terleme yoluyla dışarı atar.Aynı zamanda bu sayede vücut sıcaklığı da korunmuş olur.
Akciğerler Kan içindeki karbon dioksiti ve suyu soluk verme esnasında vücut dışına atar.
Karaciğer Proteinlerin sindirilmesi sonucunda oluşan zehirli bir maddeyi, daha az zararlı olan üreye dönüştürür.
Kalın bağırsak Su, safra ve besin atıklarının dışkı şeklinde vücuttan atılmasını sağlar.
Böbrekler Kan içindeki zararlı atıkları ve üreyi süzerek idrar şeklinde vücuttan uzaklaştırır.

Boşaltım Sistemimizi Oluşturan Yapı ve Organlar

Besin içeriklerinin hücrelerimiz tarafından kullanılması sonucunda atık maddeler oluşur. Oluşan bu atık maddeler hücrelerimizden kanımıza geçer. Atık maddelerle kirlenmiş kanın vücudumuza zarar vermemesi için bir an önce temizlenmesi gerekir. Bu atık maddeler vücudumuzdan boşaltım yoluyla uzaklaştırılır. Tıpkı fabrikaların zehirli atıkları temizleyerek uzaklaştıran arıtma tesisleri gibi vücudumuzdan atık maddeleri uzaklaştıran ve boşaltım sistemi adı verilen bir sistem vardır.


Boşaltım sistemimiz; böbrekler, üreter, idrar kesesi ve üretradan oluşur. Böbrekler boşaltım sistemimizin önemli organlarından biridir.
Karaciğerin boşaltımdaki görevi: Hücrelerde solunum olayında bazı besinler (proteinler) parçalandığında amonyak denilen ve çok zehirli olan bir sıvı oluşur. Karaciğer, çok zehirli olan amonyağı, daha az zehirli olan üre ve ürik aside çevirerek boşaltıma yardımcı olur.
Karaciğer, yaşlanmış alyuvarlar hücrelerini parçalar ve oluşan atıklarını safra sıvısı ile bağırsaklara göndererek boşaltım yapar.
Böbrekler: Bel omurlarımızın iki yanında yer alan organlarımızdır. Böbreğin şekli fasulyeye benzer. Yaklaşık uzunluğu 10 cm'dir. Böbreklerimizin görevi, vücudumuzun çeşitli faaliyetleri sonucu oluşan atık maddeleri kanımızdan süzerek uzaklaştırmaktır. Kanımızda atık maddelerin yanı sıra karbonhidratların, yağların ve proteinlerin sindirilmesi sonucunda oluşan küçük moleküller ile vitamin ve su gibi yararlı maddeler de bulunur. Öyleyse, böbreklerimizin kanımızı süzerken kanımızın içindeki yararlı maddeleri koruyup atık maddeleri uzaklaştırması gerekir. Peki, böbrekler kanımızı süzerek nasıl temizler? Kanımız, böbreğimizin temel birimi olan nefronlar tarafından süzülerek temizlenir.

Önemli NOT:
*Böbrekler, vücutta yaşamsal faaliyetler sonucu oluşan su, üre, ürik asit ve madensel tuzlardan oluşan atık maddelerin kandan süzülerek idrar şeklinde vücut dışına atılmasını sağlar. Yani insanlarda boşaltım olayını gerçekleştiren organ böbreklerdir.
*Süzüntüdeki suyun büyük bir bölümü, glikoz ve diğer besin maddeleri öz bölgesindeki toplama kanalcıkları tarafından emilerek tekrar kana geçer. Bu olaya geri emilim denir. Böylece yararlı maddelerin vücut dışına atılması engellenmiş olur. Süzüntüdeki su ve besinler emildikten sonra havuzcukta kalan sıvıya idrar denir
Her bir böbrekte, yaklaşık bir milyon nefron bulunur.
Nefronlar boşaltım maddelerini kandan süzer ve idrar oluşumunu sağlar, böylece kanımızı temizler. Peki, böbreklerimiz idrarı nasıl oluşturduğunu biliyor musunuz?
1. Kan, böbrek atardamarları yoluyla böbreklere gelir ve nefronlarda süzülür.
2. Kan içindeki yararlı maddeler, süzülme sırasında nefronlarda emilir ve tekrar kana geçer.
3. Süzülerek temizlenen bu kan, böbrek toplardamarı ile böbreklerden çıkar.
4.Süzülmeden sonra kalan tuzun ve suyun fazlası ile üre idrarı oluşturur.
5.Oluşan idrar, üreterde ve idrar kesesinde toplanır.
6.İdrar üretra ile vücuttan dışarı atılır.

Önemli NOT:
*Vücudumuzda boşaltıma yardımcı olan organlar: Terleme yolu ile atık maddeleri vücuttan uzaklaştıran DERİ, Solunum sonucu atık karbondioksit v su buharını atan AKCİĞER, bazı maddelerin parçalanması sırasında oluşan zehirli maddeleri sindirim kanalına boşaltan KARACİĞER  
*Kanımız böbreğimizin temel birimi olan nefronlar tarafından süzülerek temizlenir. Böbreklerimizin kanımızı süzerek atıkları idrar şeklinde uzaklaştırır.
*Vücuda pompalanan kan, karaciğere gelir ve kandaki amonyak, üre ve ürik aside çevrilir. Kan daha sonra böbrek atardamarı ile böbreklere gelir. (Böbrek atardamarı, aorttan ayrılan damarlardan biridir.)Böbreklere gelen kirli kandaki su, üre, ürik asit ve madensel tuzlar, kabuk bölgesindeki nefronlar tarafından süzülür. Süzülen ve temizlenen kan, böbrek toplardamarı ile böbreklerden uzaklaştırılır.
*Dışkılama: Sindirilmeyen besinlerin sindirim sisteminden atılması olayıdır. Boşaltım olayı değildir.
*Damlama: Nemli havalarda sabahın erken saatlerinde bitkilerin yaprakları üzerinde su damlacıkları görülür. Bitki attığı bu su damlacıkları sayesinde bitkideki fazla su ve mineraller bünyesinden atılır.
*Bitkiler boşaltımı; su ve karbondioksiti yaprak gözeneklerinden ve yaprak dökümü ve köklerden ise fazla su ve madensel tuz boşaltımı yapar.
*Tek hücrelilerde ( Amip, öğlana, paremezyum gibi)  boşaltımı hücre zarından yaparlar
*Tek delikliler: Kurbağa, balık, sürüngen ve kuşlarda boşaltım ve üreme  tek bir açıklıktan yapılır. Buna göre bu delikten sperm, dışkı, yumurta çıkar.
*Memeli erkeklerde: İdrar ve sperm aynı delikten dışkı ayrı delikten atılır.
*Memeli dişiler: İdrar, dışkı ve yumurta 3 ayrı delikten atılır.

Boşaltım Sisteminin Sağlığı ve Korunması :

1- Yeterli miktarda sıvı alınmalıdır. (Böbreklerin rahat çalışması için bol sıvıya ihtiyacı vardır. Alınan sıvı miktarı sıcak ve kuru havalarda arttırılmalıdır. Günlük en az 2 litre su alınmalıdır.)
2- İdrar uzun süre tutulmamalıdır. (Böbrek taşları oluşabilir).
3- Böbrekler ve idrar yolları soğuktan korunmalıdır. (Böbrek sağlığı için).
4- Aşırı acı ve baharatlı yiyecekler yenilmemelidir.
5- Düzenli banyo yapılmalıdır. (Derideki gözeneklerin açılması için).
6- İçilen su ve yenilen besinler temiz olmalıdır.
7- Böbrek iltihabı rahatsızlıklarında tedavi yarıda kesilmemeli ve ilaçlar zamanında alınmalıdır.
8- Diş çürükleri ve boğaz iltihabı hemen tedavi ettirilmelidir. (Çürük veya iltihaba yol açan mikroorganizmalar, kalıcı böbrek rahatsızlıklarına yol açabilir.)
9- Kişisel temizliğe dikkat edilmelidir.

8/10/2009

Vücudumuz Bilmecesini Çözelim-Besinlerin sindirimi-5.Sınıf Fen ve Teknoloji

http://www.findikliekmek.com/resim/b/simdiFindikVeCevizZamani%E2%80%A60bb47.jpg

Sindirim neye denir?
Besinlerin çeşitli organlarımızda parçalanarak kana geçebilecek değişime uğramalarına. sindirim denir. Sindirim ağızda başlar. an üste biter.

* Sindirim organlarımız nelerdir?
- Ağız.
- Yemek borusu .
- Mide
- ince bağırsak.
- Kalın bağırsak.

* Ağzın sindirimdeki görevi nedir?
Ağızda dil, diş ve tükrük bezleri bulunur. Besinler ağızda önce dişler tarafından parçalanır. sonra tükrük salgılarıyla ıslanır. daha sonra dil tarafından ağız içinde çevrilerek yutağa yollanır. Ağzımızın içinde bulunan dil kas dokudan yapılmıştır. Değişik yönlere hareket edebilir. Dilimiz konuşurken ve yemek yerken işimize çok yarar. Dilimizin üzerinde irili ufaklı çıkıntılar vardır. Bu çıkıntılar yiyeceklerin tadına almamıza yardım eder.

* Yutağın sindirimdeki görevi nedir?
- Dilin toplayıp attığı besinler yutak denilen bölüme gelir.
- Yutak bu lokmaları yemek borusuna iletir.

* Yemek borusunun sindirimdeki görevi nedir?
- Yemek borusu yutak ile mide arasında bulunan 20 - 2 S cmlik bir borudur. Besinlerin mideye iletilmesinde işe yarar.

* Midenin sindirimdeki görevi nedir?
- Midenin sindirimdeki görevi büyüktür.
- Mide kuvvetli kasları sayesinde çeşitli yönlere kasılıp gevşeme hareketi yaparak mideye gelen besinleri çalkalar, yoğurur, bulamaç hôline getirir.

* Midenin özellikleri nelerdir?
- Mide. karın boşluğunun sol üst kısmında bulunur.
- Sindirim borusunun en geniş kısmıdır.
- Çaydanlık biçimindedir.
- iç yüzeyi çok girintili ve çıkıntılıdır.
- İsteğimiz dışında. durmadan çalışır.
- Mide, bulamaç hôline gelen besinleri ince bağırsağa gönderir.

* İnce bağırsağın görevleri nelerdir?
- İnce bağırsağın iç yüzeyinde bulunan kadife tüyü gibi ince tüycükler besinlerin kana geçmesini sağlar.
- İnce bağırsağın ilk kısmına onikiparmak bağırsağı da denir. ince bağırsak karın boşluğunda bulunur. Uzunluğu yaklaşık 6-7 metredir. ince bağırsaktan sonra kalın bağırsak gelir.

* Kalın bağırsağın görevleri nelerdir?
Kalın bağırsakta sindirim olmaz. Sindirilmiş besinlerdeki suyu emerek kana karıştırır. Kalan artıkların anüs yoluyla dışarı atılmasını sağlar.

* Sindirim sistemine yardımcı olan organlar nelerdir?
- Tükrük bezleri, pankreas ve karaciğer sindirime yardımcı olan organlardır.
- Tükrük bezleri; besinlerin ıslatılmasını ve pişmiş nişastanın sindirimini sağlar.
- Pankreas; ince bağırsağa salgı dökerek besinlerin erimesini sağlar.
- Karaciğer ise kandaki fazla şekeri depolayarak vücuttaki kan şekerini ayarlar.

* Karaciğer nasıl bir organdır?
- Karaciğer karın boşluğunda midenin sağ üst kısmında yer alır.
- Koyu vişne rengindedir. Vitamin. mineral ve yağları depo eder.
- Kullanılan ilaçların zararlı etkilerini önler.

* Sindirim sisteminin sağlığını korumak için ne yapmalıyız?
- Yağlı yiyeceklerden sakınmalıyız.
- Kızarmış yiyecekler yememeliyiz.
- Yiyecekleri iyice çiğnemeliyiz.
- Aşırı yemek yememeliyiz.
- Çok soğuk. çok sıcak. çok acı, çok ekşi besinlerden kaçınmalıyız.
- Çeşitli besinler yemeliyiz.
- Midemizi üşütmemeliyiz.
- Her gün spor yapmalıyız.

* Sindirim sistemi hastalıkları nelerdir?
- Ülser.
- Tifo.
- Dizanteri,
- Kolera.
- ishal gibi hastalıklar sindirim sistemi hastalıklarıdır.

* Bağırsak parazitleri (asalaklar) nelerdir?
- Bağırsak solucanı.
- şerit (tenya).
- kıl kurdu
- kancalı kurt gibi asalak hayvanlar sindirim borusuna yerleşerek sindirim bozuklukları yaparlar.
Bu hayvanlar asalak yaşadıkları için yani hazır besini yedikleri için. bunlara asalak ya da parazitler denir.

8/10/2009

Vücudumuz Bilmecesini Çözelim-Besinlerin gerekliliği ve dengeli beslenme-5.Sınıf Fen ve Teknoloji

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/267903.jpg

Canlılık faaliyetlerinin devamı için hücrelerin enerjiye ihtiyacı vardır. Canlılar ihtiyaçları olan enerjiyi yedikleri besin maddelerinden sağlarlar. Vücudumuzdaki hücreler; büyüme, gelişme ve aşınan yerlerin onarılması faaliyetlerini sürdürür. Tüm bu olaylar için vücudumuz dışarıdan bazı maddeler almalıdır.
 Vücudumuzun canlılık faaliyetlerini devam ettirebilmesi için ihtiyaç duyduğu ve dışarıdan aldığı maddelere besin, besinleri alıp yemeye de beslenme denir.
 Besinler sindirim organlarında hücre zarından geçebilecek kadar küçük parçalara ayrılır ve kan yoluyla hücrelere taşınır. Hücreler besinleri çeşitli yaşamsal olaylarda kullanır. Her besin, hücrelerde değişik görevleri yerine getirir.
 Besinlerin bir kısmı bitkilerden elde edilir. Bitkilerden elde ettiğimiz besinlere bitkisel besinler denir. Patates, buğday, sebze ve meyveler bitkisel besinlerdendir.
 Et, yumurta, süt gibi besinler hayvanlardan elde edilir. Bu besinlere ise hayvansal besinler denir.
 Besinler vücudumuzda enerji verme, yapıcı onana olma ve düzenleyicilik yapma gibi görevleri yerine getirir. Besinleri vücudumuzdaki görevlerine göre aşağıdaki gibi gruplandırırız.
 Enerji Verici Besinler: Karbon hidratlar, yağlar, proteinler
 Yapıcı Onarıcı Besinler: Proteinler, yağlar, madensel tuzlar, su
 Düzenleyici Besinler: Madensel tuzlar, su, vitaminler

Besin Grupları
Enerji Verici Besinler
Başlıca enerji verici besinler karbon hidratlar, yağlar ve proteinlerdir.
Karbon hidratlar: Şeker ve şekerli yiyeceklerle patates, tahıl ve unlu gıdalarda bulunan nişasta, karbon hidratlar grubuna giren besinlerdir.
Yağlar: Tereyağı, içyağı, kuyruk yağı gibi hayvansal yağlarla; zeytin, ayçiçeği, fındık ve susam gibi bitkilerde bulunan yağlardır. Hücreler enerji elde ederken, önce karbon hidratları kullanır. Bittiğinde yağları kullanır.
Proteinler: Daha çok etin yapısında, süt ve yumurta ile baklagillerde, bir miktar da diğer besinlerde bulunur. Hücrelerde karbon hidrat ve yağ olmadığında yakılarak enerji elde edilir.


Yapıcı Onarıcı Besinler
Bir binanın tuğla ve harç gibi maddeleri ne ise vücudumuz için de yapıcı onarıcı maddeler aynıdır. Yapıcı onarıcı maddeler; proteinler, yağlar, madensel tuzlar ve sudur.
Proteinler: Esas görevleri yapıcı ve onarıcılıktır. Hayvansal besinler, bitkisel besinlere göre daha fazla protein içerir.
Madensel Tuzlar: Madensel tuzlar en çok kemiklerin ve dişlerin yapısında bulunur. Madensel tuzlar; bitkisel ve hayvansal besinlerin yenmesiyle, bir miktarı da suyla vücuda alınır.
Su: Açlığa 7-8 gün, susuzluğa 3-4 gün dayanabiliriz. Ağırlığımızın %65-70'i sudur. Vücudumuzdaki suyun %10'u eksilirse yaşamımız tehlikeye girer, %20'sinin kaybı ise ölüme neden olur.
Suyun en önemli özelliği; içerisinde tuz, şeker gibi bazı maddeleri çözebilmesidir. Bir günlük su ihtiyacımız 1,5 - 2,5 litre kadardır. Bu miktar, iklime ve yediğimiz besinlere göre değişebilir. Alınan suyun çoğu, ter ve solunum yoluyla dışarı atılır.


Düzenleyici Besinler
Vücudumuz canlılığını devam ettirdiği sürece, çeşitli yaşamsal olayların düzenli bir şekilde devam etmesi gerekir. Düzenleyici besinler vücudumuzdaki yaşamsal olayları düzenlemekten sorumludur. Düzenleyici maddeler su, madensel tuzlar ve vitaminlerdir. Yapı maddesi olarak görev yapan su, vücudumuzda düzenleyici olarak da görev yapar.


Vitaminler

Sağlıklı yaşamamız, yediğimiz besinlerin içinde yeterince vitamin bulunmasına bağlıdır. Vitamin eksikliği, insanda önemli hastalıklara neden olur. Vitaminler hemen hemen her türlü besinde bir miktar bulunur. Vitaminlerin miktarı taze besinlerde daha fazladır. Çünkü bekleyen besinlerde vitaminlerin bir kısmı parçalanıp bozulur. Vitaminler enerji verici besin maddelerinin yakılması sırasında tutuşturmayı kolaylaştırıcı etki yapar.
A Vitamini: Büyüme ve gelişmeyi düzenler, zayıf ışıkta görebilmeyi sağlar. Yeşil sebzelerde, havuçta, balık etinde, karaciğerde, yumurta ve sütte bulunur.
B Vitamini: Kalp ve sinirlerin düzenli görev yapmasından sorumludur. Buğday, pirinç gibi tahıllarla karaciğerde bulunur.
C Vitamini: Diş etlerinin sağlıklı olmasına yardım eder. Vücudun hastalıklara karşı dirençli olmasını sağlar. Yeşil sebzelerde, portakal ve limonda bulunur.
D Vitamini: Kemik gelişimini düzenler, dişlerin sağlam ve kuvvetli olmasına yardım eder. Balık yağında, yumurta sarısında ve karaciğerde bulunur.
Yukarıdaki vitaminlerden başka E ve K vitaminleri de vardır.

DENGELİ VE YETERLİ BESLENMENİN ÖNEMİ

Sağlık Bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi, vatandaşlarımızın beslenme konusunda bilinçlenmelerine katkıda bulunmak amacıyla “Türkiye’ye Özgü Beslenme Rehberi”ni hazırlamıştır. Rehberde, her gün alınması gereken temel besinler, yandaki dört yapraklı yonca şekli üzerinde gösterilmiştir. Yoncanın her bir yaprağı bir besin grubunu göstermektedir. Her bir besin grubu ve bunların vücudumuz için önemi aşağıda belirtilmiştir.

SÜT GRUBU

Süt yoğurt, peynir ve süt tozu gibi sütten yapılan besinlerdir. Bu besinler kalsiyum minerali ve yağ içerir. Yetişkinlerin günde iki, çocukların ve gençlerin ise üç-dört porsiyon süt ve süt ürünü tüketmeleri gerekir. (Bir orta boy su bardağı süt veya yoğurt ile iki kibrit kutusu büyüklüğündeki peynir bir porsiyondur.)

 

 Vücudumuz İçin Önemi

• Süt ürünlerinde bulunan kalsiyum, kemiklerimizin ve dişlerimizin sağlıklı gelişmesini sağlar.

• Hücrelerimizin çalışmasında önemli rol oynar.

• Yoğurt yemek ve tuzlu ayran içmek, ishal tedavisinde hayati önem taşır.

ET, YUMURTA VE KURUBAKLAGİL GRUBU

 Et, tavuk, balık, yumurta, kuru fasulye, nohut, mercimek, ceviz, fındık, fıstık gibi yağlı tohumlu besinler bu grupta yer alır. Bu besinler protein, mineral, vitamin, yağ ve karbonhidrat içerir. Et, yumurta ve kurubaklagil grubundan günde iki porsiyon alınmalıdır.

Bu besinlerin her gün tüketilmesi gereken miktarları şöyledir:

- Et, tavuk, balık vb. 50-60 g (iki ızgara köfte kadar)

- Kuru baklagiller 90 g (bir çay bardağının alabileceği kadar)

- Yumurta haftada üç-dört adet

 

Vücudumuz İçin Önemi

• Büyümeyi ve gelişmeyi sağlar.

• Hücrelerimizin yenilenmesini ve dokularımızın onarımını sağlar.

• Kan yapımında görevli önemli besin içeriklerini sağlar.

• Sinir ve sindirim sistemlerimiz ile derimizin sağlığında görev alan besin içerikleri en çok bu grupta bulunur.

• Hastalıklara karşı direncimizi artıran besin içeriklerini sağlar.

• Özellikle protein ihtiyacının arttığı bebeklik ve çocukluk dönemlerinde, bu gruptaki besin içeriklerinin alınması önemlidir.

SEBZE VE MEYVE GRUBU

Bitkilerin yenebilen her türlü kısmı, sebze ve meyve grubu altında toplanır. Sebze ve meyvelerin içeriklerinin önemli bir kısmını su oluşturmaktadır. Bunun yanında mineral ve vitamin bakımından zengindir. Sebze ve meyve günde en az beş porsiyon (Bir orta boy elma, muz, portakal veya iki fincan pişmiş sebze bir porsiyondur.) sebze ve meyve tüketmemiz gerekir.

Vücudumuz İçin Önemi

• Hücrelerimizin yenilenmesini ve dokularımızın onarımını sağlar.

• Büyümemize ve gelişmemize yardım eder.

• Deri ve göz sağlığımız için önemlidir.

• Diş ve diş eti sağlığımızı korur.

• Hastalıklara karşı direncimizi artırır.

• Kalp-damar hastalıklarının ve bazı kanser türlerinin oluşma ihtimalini azaltır.

• Bağırsaklarımızın düzenli çalışmasına yardımcı olur.

• Vücuda zararlı maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.

EKMEK VE TAHIL GRUBU

Buğday, pirinç, mısır, çavdar ve yulaf gibi tahıllar ve bunlardan yapılan ürünler bu grup içinde yer alır. Bu besinler vitamin, mineral, protein, yağ ve karbonhidrat içerir. Tahıl ürünleri günde altı porsiyon tüketilebilir. (Bir dilim ekmek veya dört yemek kaşığı pilav bir porsiyondur.)

 

Vücudumuz İçin Önemi

• Vücudumuzun enerji kaynağıdır.

• Çavdar ve yulaf gibi lif içeriği yüksek olan besinlerin tüketimi, bağırsaklarımızın düzenli çalışmasını sağlar.

Yeterli ve dengeli beslenebilmek için dört farklı besin grubundaki bu yiyeceklerden her gün yeteri kadar tüketmeliyiz. Besin gruplarında yer alan herhangi bir besin içeriğinin yetersiz alınması durumunda, vücutta o besin içeriğinin görevi yerine getirilemez. Bunun sonucunda da vücudun çalışması aksar ve bazı hastalıklar ortaya çıkar. Sağlığımızı korumanın ve hastalıkları önlemenin temel şartı yeterli ve dengeli beslenmektir

15/5/2009

BASİT BİR ELEKTRİK DEVRESİNİN DÜZENLENMESİ

DENEYİN AMACI: Anahtar, üreteç ve duy kullanarak, devre yapmak ve bir elektrik devresinde bulunması gereken üç elemanı tanımak.  Anahtar durumuna göre açık devre ve kapalı devre yapmak.

HAZIRLIK SORULARI:

1-Basit bir elektrik devresini nasıl oluşturabiliriz? Bir elektreik devresinde hangi elemanlar bulunur?Tartışınız.

2-Bir elektrik devresinde seri ve paralel devreler nasıl oluşturulur? Araştırınız.

3-Açık devre ve kapalı devre deyince ne anlıyorsunuz? Tartışınız.

KULLANILAN ARAÇ VE GEREÇLER:

1.güç kaynağı

2.duy (lambasıyla birlikte)

3.anahtar

4.bağlantı kablosu

DENEY DÜZENEĞİ:

DENEYİN YAPILIŞI:

1-Güç kaynağının ( + ) ve ( - ) kutbuna birer bağlantı kablosu takınız.

2-Bağlantı kablosunun bir ucunu anahtara, diğer ucunu ampule bağlayınız.

3-Anahtar açık konumdayken güç kaynağını 3-4,5 volta getirerek açınız.

4-Anahtar açık konumdayken ampülün yanmadığını gözleyiniz.

5-Bu defa anahtarı kapatıp, devreyi tamamlayınız ve ampülün yandığını gözleyiniz.

DENEYİN SONUCU:

Akım geçmeyen devreye “açık devre”, akım geçen devreye “kapalı devre” denir.

TEORİK BİLGİ:

Üretecin bir ucundan diğer ucuna elektrik yüklerinin hareketini sağlayan kesintisiz iletken yola “elektrik devresi” denir. Elektrik devresinde akımın yönü ( + ) kutuptan, ( - )  kutba doğrudur.

12/5/2009

Güneş mi Yoksa Dünya mı Hareket Ediyor?

http://www.mapsworldwide.com/itm_img/Earth_Moon_Sun_148x105_anim_501.gif
Hepiniz çeşitli taşıtlarla yolculuk etmişsinizdir. Hızlı hareket eden bir otomobilde ya da trende yolculuk yaparken yol kenarındaki ağaçlar ve telefon direkleri, hızla hareke ediyorlarmış gibi görünür. Oysa siz hareketli, ağaçlar ve direkler ise hareketsizdir.

Dünya dönmekte ve Güneş’in etrafında dolanmaktadır. Buna rağmen biz, bunu hissetmez; yeryüzü sabit, Güneş’i hareketliymiş gibi hissederiz.

Artık biliyoruz ki hareket eden Güneş değil, Dünya’dır. Güneş’i hareketliymiş gibi hissetmemizin nedeni ise Dünya’nın kendi etrafında dönmesidir.

Dünya’mızın hareketlerini bir topacın dönüşüne benzetebiliriz. Topaç kendi ucunda dönerken zemin üzerinde de daireye benzer bir yol üzerinde dolanır.
Dünya’mızın Güneş etrafındaki hareketi de, topacın dönerken yerdeki dolanımına benzer. Dünya kendi çevresinde dönerken bir yandan da Güneş’in çevresinde dolanır.
Dünya bu dolanımını ne kadar sürede tamamlar?



Aşağıdaki resimde Dünya’nın Güneş’in çevresindeki dolanımını görüyorsunuz.



• Dünya, kendi etrafında dönerken aynı zamanda güneşin çevresinde de dolanır.
• Bu dolanımı hayali bir çizgi üzerinde gerçekleştirir.
• Dünya’nın Güneş etrafındaki dolanımına dönme ya da devir adı verilir.
• Dünya, Güneş etrafındaki bir tam dolanımını 365 günde tamamlar.
• Bu süreye 1 yıl adı verilir.

Gün ve yıl, Dünya’nın hareketleri sonucu oluşan zaman dilimleridir. Dünya’nın Güneş etrafındaki bir tam dönüşünü tamamlamasıyla oluşan bir yıllık süre, insanlar tarafından ay ve hafta gibi zaman dilimlerine ayrılmıştır.

12/5/2009

DÜNYA, GÜNEŞ ve AY

http://www.kurcalama.com/wp-content/uploads/2007/01/d%C3%BCnya.jpg
Bulutsuz bir günde gökyüzüne baktığımızda Güneş’i, gece ise Ay ve yıldızları görürüz. Güneş, Dünya, Ay ve bütün yıldızlar uzay adı verilen sonsuz bir boşluk içinde bulunmaktadır. Günümüzde Güneş, Dünya ve Ay’ın küreye benzediğini biliyoruz.

Geçmişte insanlar Güneş, Dünya ve Ay’ın şekilleri hakkında değişik görüşler ortaya atmışlardır. Anaximenes’e göre (M.Ö. 585-525) Dünya düz bir tepsi gibi olup hava içinde yüzer, Güneş ise ince bir yaprak gibi gökyüzünde hareket edermiş. Mısırlı bilim adamları da Dünya’nın tepsi biçiminde olduğunu, ortasında verimli bir çukurluk çevresinde yüksek dağlar olduğunu ve bu tepsinin suda yüzdüğünü ortaya aymışlar.

Yukarıdaki düşüncelerden de anlaşıldığı üzere insanlar meraklarını gidermek amacıyla sürekli araştırmalar yapmışlardır. Bilim insanları, uzay ve gök cisimlerinin gizemini çözmek amacıyla gözlem evleri kurmuş, teleskopu icat etmişlerdir. Teleskop, gök cisimlerini gözlemek amacıyla kullanılıp Güneş, Dünya ve Ay’ın bilinmeyen birçok yönünü çözmemizi sağlamıştır.

• GÜNEŞ: Çok sıcaktır ve yanmakta olan gazlardan oluşan ateşten bir topa benzer. Çok güçlü bir ısı ve ışık kaynağıdır. Güneşin güçlü ışığı gözlerimiz için çok zararlıdır. Bu nedenle hiçbir zaman güneşe çıplak gözle, özellikle de teleskop ve dürbün ile bakılmamalıdır.

• DÜNYA: Güneşin çevresinde dolanan bir gezegendir. Dünyanın katmanlardan oluşan bir küreye benzediğini dördüncü sınıfta öğrenmiştik.

• AY: Küre biçiminde bir gök cismidir. Ay’dan gelen ışığın kaynağı Güneş’tir. Ay’ın kendi ışığı yoktur. Bu nedenle dürbün ve teleskopla bakılabilir.

Yapılan gözlemlere göre, Ay’ın çapını 1 birim olarak kabul edersek Dünya’nın çapı 4 birim, Güneş’in çapı ise 400 birimdir. Diğer bir ifade ile Güneş’in çapı: Dünya’nın çapının 100, Ay’ın çapının ise 400 katıdır.

Ay, Dünya’dan yaklaşık 348 bin km uzaklıkta, Dünya’ya en yakın gök cismidir. Güneş ise çok uzaktadır. Güneş, Dünya’ya Ay’dan 400 kez daha uzaktadır. Güneş, Ay’dan çok büyük olmasına rağmen, Dünya’ya olan uzaklıklarının farklı olması nedeniyle aynı büyüklükteymiş gibi görünür. Camdan dışarı baktığınızda uzaktaki bir arabayı, yakındaki bir arabadan daha küçük görürsünüz. Çünkü cisimler uzaklaştıkça gerçek boyutlarından daha küçük görünürler. Aslında gerçekte aralarında bu kadar büyüklük farkı yoktur. Siz de benzer örnekler verebilir misiniz?


Gece ve Gündüz Nasıl Oluşur?

Çok eskiden insanlar gökyüzündeki Güneş ve Ay’ın, Dünyanın çevresinde döndüğüne inanılırdı. Günümüzde ise Dünya’nın, Güneş’in etrafında döndüğünü biliyoruz. Dünya aynı zamanda sürekli olarak kendi etrafında da dönmektedir.



Bir el feneri Güneş olarak düşünülürse, önüne konulan topun bir tarafı aydınlanırken, diğer tarafı karanlık kalır.

Bu durumda sizce gündüz nasıl geceye, gece nasıl gündüze dönüşür?

Dünya’mızın kendi ekseni etrafında dönmesiyle gece ve gündüz oluşur.

19/4/2009

Farklı ses teknolojileri

http://farm1.static.flickr.com/64/155719805_17af028a68_o.jpg
* Ses, iletişim kurmada son derece önemlidir.
* Yüksek ses üreten teknolojik araçların olumlu ve olumsuz etkileri vardır.
* Ses, uzun süre saklamak ve istenildiğinde yeniden dinlemek amacıyla kaydedilebilir.
* İlk ses kaydı Thomas Edison (Tomas Edison)'un fonograf denilen ses kayıt cihazını icat etmesiyle gerçekleşmiştir.
* Plâklar ve gramafonlar, geçmişte ses kaydı için kullanılan araçlara örnektir. Günümüzde ise kasetçalar, kamera, video bantları, kompakt disk gibi ses kayıt araçları geliştirilmiştir.
* Günümüzde kullanılan gelişmiş ses kayıt araçları sayesinde çok daha kaliteli ses kaydı yapılabilmektedir. Bu kayıtlar uzun yıllar saklanabilmektedir.
* Kameralar ve video teyplerde ses kaydı ile birlikte görüntü kaydı da yapılabilmektedir.
* Ses kaydı, radyo ve televizyonlardaki çeşitli sanat etkinliklerinin yanı sıra, eğitim ve öğretimde de kullanılmaktadır.
* Ses kaydı; geçmişimizi bugünlere, bugünleri de geleceğimize bağlayan önemli teknolojik
gelişmelerden birisidir.

TV'de Bugün

Güncel Haberler